Arkadaşına Yolla Yorum Yolla

2007-06-22 - 16:16:00

Orhan Alkaya: Arkadaşlığı hatırlama vakti

[Sesonline] Cinnet Alâmetleri'nden söz açmıştım başlarken. Toplu delirme halinin tezahürlerini içinden geçtiğim günde, sıklıkla yüzleşme sahasında görüp yaşadığımı ve kendimi bu cinnet koordinatında yeniden konumlandırmaya giriştiğimi hissettirmiştim.





















Bu cinnet alâmetlerinden bir başkasını, Şişli Adliyesi'nde yaşadıydım. Arkadaşlarım Hrant ile Aydın'ın yargılandıkları bir'düşünceyi ifade' suçlamasına tanık olmak üzere gelmiştim oraya. Yaklaşık yirmi kişilik bir Kurtlar Vadisi ekürisi de hazır bulunuyordu. Bunları anlatmaya değmez, o meşhur dizi, tipi ele veriyor. Yani ucuzundan koyu renkli ve tebeşir çizgili takım elbise içine beyaz gömlek sokuşturup, ayakkabıların sivrilen burnunu beş numara uzattığınızda, gerisi sizin ifade gücünüze kalıyor.

O paticikleriyle bize uzanıp duran çocukları iyi tanırım esasen. Bana, Taksim Meydancığına tezgâh açan profaşistleri değil, bizim zamanımızın Gül soyadı ile simgeleşen klasiklerini daha çok anımsatıyorlardı. Burası basit, deneyimlerimiz işin bu kısmını kolayca anlama kavuşturuyor. Anakronik biçimde Onbaşı Adolf'e öykünen tuhaf bir adam ve 'derin' avanesi idiler önünde sonunda.

Bunlara cinnet alâmeti mertebesi sunmazdım esasen ama, sorun kerinçli muhbir avukatlar grubunun arasındaki birisiydi. Benim zamanımdan Hukuk Fakültesi arkadaşı, sonrası hafif alkolik bir isteyiciye dönüşmüş, koruyup kollamaya çalıştığımız bir kardeşimiz de o avukatlar grubunun içersindeydi. Kerinçliler ne yaparsa yapsın, alışkındık da, bu kadarı cinnet alâmeti idi.

Bir an, göz göze kalakaldık orada ve kafasını boyun fıtığına yol açacak sertlikte çevirip öte yana, kerinçlilerden bir tanesinin arkasına gizlendi bu çocuk/avukat/eski arkadaş.

Biz arkadaşlığa fevkalade önem vermiş bir kuşağız. Eski fotoğraflarımıza bakarken, o Halifax yaka gömleklerin kazaklardan taştığı dağınık fotoğraflara yani, birçok trajediyi aynı karede görüp, nereden gelmiştik sorusunu da sorabiliyoruz hâlâ. Büyük bir ısı ile hatırlıyoruz hep, birbirimizi ilk kez tanıdığımız andaki ortaklaşa hayallerin kardeşliğini.

Aramızdan her tür adam ve kadın çıktı elbette. Murathan'dan çevirme: Biz büyürken kirlettik (de) dünyayı. Kâh ilkelerimizin peşinde dikine yürürken esneyemediğimiz için buharlaştık ve kimyamız bozuldu; kâh aracın amacı nasıl bozuşturduğunu fark ettiğimizde iş işten geçivermişti. Brecht'in lafından yürürsek, elbette 'bir banka soymak, bir banka açmaktan daha namuslu' idi velâkin bir banka soymak da, kendi başına kaldığında, olsa olsa hırsızlıktı, sonra anladık.

Aramızdan her şey çıktı. Cemal Süreya'nın şu şiirinde tarif ettiklerinden bile çıktı, aramızdan:
"Bilginlerimiz sağolsunlar / Bir vitamin buldular / Çalışınca azıcık; / Yumuşak G vitamini: / Ulusalcılık!"

Hepsine vardık, arzulamamış olsak da. Kuvarkı az leptonu fazla çıkmış her zihniyet kuşağında yaşanabilecek acıları yüklenmiş gidiyorduk. Derinlik azaldıkça perspektif yitirilirdi ve bu olmuştu.

Pekâlâ, gözümüzün içine baka baka "sen artık öldün o'lum" diye bağıran bu İkinci El Faşistlerin arasına karışmış bir eski arkadaş ne düşündürmeli bize? Bu eğer cinnet alâmeti değil ise, nice alâmetler belirmiştir de ayır-dında değiliz besbeli.

Mürid, hem emredendir, hem bağlı olan. Yaşadığımız günde, mürid de azaldı esasen. Köleler serpiştirildi aramıza, beton tanrılara biat etmiş köleler. Onlar için vitamin olan, buharlaşıp bizi yumuşattı mı, düşünmeliyiz.

Abdülkadir Geylani'den pek feyz almadığını düşündüğüm bir adam, arkadaşım Yalçın Ergündoğan'ı, Birgün'deki yazılarından ötürü dava bombardımanına tutmuş. 27 Haziran, 12 Temmuz, 25 Temmuz ve 26 Eylül'de yargılanacak olan Yalçın Ergündoğan'ı yalnız bırakma hakkımız var mı? Müridler (emreden ve bağlı olanlar) ile köleler ikliminde bir arkadaşı omuzlamayan arkadaşlık, ne işe yarar ki?

18 Temmuz'da da Hrant'ın duruşması var Şişli Adliyesi'nde. Kardeşlik ıssız bırakıldığında yaralanır. Hatıra da.

Eski arkadaşlarımı her yerde görmeye hazırdım. Hayat böyle, ne olsa. Ama kerinçlileşmiş bir arkadaşa şaşıracak kadar hayat enerjisine sahipmişim. O halde Sevgi Soysal'ın Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu romanını okuyalım. Faşizmi, oto-faşizm ile alt etmenin önermesini de içeren o kitaptan biraz feyz alalım. Sabahları biraz daha erken kalkalım ve arkadaşlarımızı, daha çok da arkadaşlığı yalnız bırakmayalım.

Yok ise, beton tanrılar köle arıyor.


Orhan Alkaya,
( BirGün gazetesi, 22 Haziran 2007 )




» * Adnan Genç: 'Yalçın Ergündoğan dava kıskacına alındı'

» * Ergündoğan'la dayanışma

* * *

» * Sesonline.net 4. yaşına girdi

» * 'Açılış Sayfanız' Sesonline.net olsun...


Bağımsız SESONLINE




» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla