Arkadaşına Yolla Yorum Yolla

2007-10-24 - 12:49:00

'Hayvan haklarına saygı bilinci, şiddeti azaltıyor'

[Sesonline] İSTANBUL- İstanbul Barosu 'Hayvan Hakları Komisyonu' ve Hayvan Hakları Türkiye Aktif Güç Birliği Platformu (HAYTAP)'nun 4 Ekim "Dünya Hayvan Hakları Günü" etkinlikleri kapsamında İstanbul Barosu'nun Orhan Apaydın Konferans Salonu'nda düzenlediği "Türkiye'de Hayvan Hakları" paneli 20 Ekim Cumartesi günü yapıldı. Bilimsel toplantıda, hayvan hakları üzerine tebliğler sunuldu. Panel, İstanbul Barosu yönetim kurulu üyesi Av. Handan Doğan'ın açılış konuşması ile başladı. Toplantıda ilk tebliği sunan Adli Tıp Enstitüsü'nün kurucularından, Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy; kriminal davranışların kökeninde, küçük yaşlarda hayvanlara eziyet ve işkence yapılmasının yattığını ifade etti. Atasoy slaytlar eşliğinde gerçekleştirdiği sunumunda şunları söyledi:

“Son 30 yılda psikoloji, sosyoloji ve kriminoloji alanında yayınlanan kitap ve bilimsel makaleler, çocuk ve yaşlıları istismar edenlerle, eşlerini dövenler dahil olmak üzere, şiddet şuçları işleyen kişilerin, çocukluk ve gençlik dönemlerinde, ciddi boyutlarda ve tekrarlanan nitelikte hayvanlara karşı kötü davranışlar sergilediklerini ve seri katillerin hemen hepsinin küçükken, hayvanlara işkence ettiğini, hatta öldürdüğünü gösteriyor. Psikiyatri uzmanlarının bağlı bulunduğu meslek örgütleri, hayvanlara fena muameleyi, davranış bozukluğunun tanısında bir kriter kabul ediyorlar.
Hayvanlara kötü davranan her çocuğun, ileriki yaşlarda şiddet içerikli suçlar işleyeceğini öngörmek elbette yanlış olur. Ancak bu çocuklardan hangisinin şiddete yöneleneceğini önceden kestirmek mümkün olamayacağından, her birinin, hele onları döven, işkence eden ve öldürenlerin mutlaka ciddiye alınması gerekir. Kısacası, hayvana fena muamele, bir erken uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir..."

PROF. ATASOY: HAYVANA KÖTÜ DAVRANIŞ, ŞİDDETİN KAYNAĞI

"Hayvana karşı davranış ile aile içi şiddet arasında ilişki kuran pek çok çalışma yayınlandı. Örneğin Yale Üniversitesinden antropolog David Levinson, farklı kültürlerde aile içi şiddeti inceleyen kitabında, hayvanlara kötü davranan toplumlardaki kadınların, eşleri tarafından 'daha fazla şiddete' maruz kaldığını ve 'öldürülme riski' taşıdıklarını kanıtladı.
2000'lere gelindiğinde, "hayvana şiddet olan yerde, insana şiddet vardır" noktasına varıldı ve suçla mücadelenin ilk basamağının, hayvanlara yönelik ihmal, istismar ve her türlü şiddetin durdurulması olduğunda karar kılındı. Avrupa ve Amerikanın birçok ilkokuluna, hayvan haklarını işleyen, hayvan sevgisini geliştiren dersler konmasının nedeni budur...
Panelde konuşan psikiyatrist Prof. Dr. Özcan Köknel ise; hayvanlarla insanlık tarihi boyunca yaşanan ilişkiler üzerinde durdu.
Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri müdürlerinden Doğaner Gönen de, Türkiye'de medyanın doğa ve hayvan haklarına bakışı üzerinde durarak, konuşmasını katılımcılarla soru-cevap şeklinde bir diyalog sürdürerek gerçekleştirdi.

LEMAN SAM: 'KAPİTALİZM KÖRÜKLÜYOR'

BirGün gazetesi'nde yayınlanan "Dünya Yalnız Bizim Değil" başlıklı doğa ve hayvan hakları sayfasının "Türkiye medyasının 'en özgün tematik yayını' olarak kabul edildiğini" ve "kendisinin de ilk yayınlandığı günden bu yana aralıksız takip ettiğini" vurgulayarak sözlerine başlayan Leman Sam; fok katliamlarından, balinaların öldürülmesinden, kürk kullanımına, sokak hayvanlarına yapılan itlaflardan, insanlarda kapitalizmin körüklediği 'marka merakına' paralel 'cins hayvan' merakına dek, pek çok konuya değindi. "İnsan türü her yerde hayvan istismarını sürdürüyor. Ormanlar ve içindeki canlılar yüreğimizle birlikte yanıyor diyen Hayvan hakları savunucusu, sanatçı Leman Sam; "Anlamıyorum; kadınlar 'kendi kıllarından' kurtulmak için dünyanın parasını harcar, sonra da gider kıla bürünür, kürk alır. Şömine önündeki ayı postunun üzerinde sevişir. Sonra da 'insanım' diye gerinerek, ortalıkta dolaşır. İnsan, anlaşılması çok zor ve bencil bir canlı türü" diyerek sözlerini sürdürdü. Leman Sam, "Tüm canlıların, türlerin varlıklarının korunarak dünyanın daha güzel ve yaşanabilir olacağını" vurgulayarak da sözlerini tamamladı.

ERGÜNDOĞAN: HAYVAN HAKLARI ANAYASA'YA GİRMELİ

Konuşmasına geçtiğimiz ay Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından oluşturulan "Özgür ve Demokratik Bir Türkiye Yolunda Yeni Anayasa Girişimi"nin hazırlayacağı alternatif Anayasa'da Hayvan Hakları ile ilgili madde de bulunacağını ifade ederek başlayan gazeteci-yazar Yalçın Ergündoğan; Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu başkanlığındaki bilim kurulunun çalışmalarını sürdürdüğü alternatif Anayasa hazırlığına katkı olarak ”Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği" ve "78liler Türkiye Girişimi"nin geçiğimiz hafta düzenlediği toplantıya da çağrıldığını belirtti. Söz konusu toplantıda, "en geniş siyasi ifade ve örgütlenme haklarıyla birlikte, tüm demokratik yaklaşımları en ayrıntısına kadar alternatif anayasaya yerleştirsek bile, insan türünün eleştirisini içeren ve hayvan haklarına saygıyı güvence altına alan bir maddenin yer almadığı anayasa, demokratik olamaz" görüşünü dile getirdiğini vurgulayan Ergündoğan; panelde sunduğu "Endüstride ağır sömürü: Sanayi tipi hayvan üretimi" başlıklı tebliğinde şunları ifade etti:
"İnsanlar Darwin'in 'İnsanın Türeyişi' kitabının yayınlanması sonrası, tanrının özel olarak kendi suretinde yarattığı ve diğer hayvanlardan ayrı tuttuğu canlılar olmadıklarının, tam tersine birer hayvan olduklarının farkına vardı. Bu kabulden sonra insanlık modern bir doğa anlayışına sahip olabildi. Ama insan türü halâ diğer türler üzerinde zorbalık uygulamaktan vazgeçmedi. Uyguladığı zorbalık sadece yakından tanıdığımız kedi, köpek gibi hayvanlara uygulanan 'itlâf' ve benzeri yok etme, ve eziyet faliyetleri ile de sınırlı değil. Bu nedenle de 'hayvan hakları savunucusu' ya da 'hayvan korumacı'nın faaliyet alanı sadece sokakta yaşayan, gündelik yaşamımızda karşılaştığımız hayvanlarla sınırlı olamaz" dedi. Ergündoğan; "en büyük sömürünün, en ağır koşullarda insan gıdası olarak sanayide üretilen ve yaşamaya zorlanan hayvanlarda olduğunu ifade etti. Yumurta üretiminin ardındaki zulüm, “yumurta” tavuklarının gördüğü muameleden kaynaklanıyor. Mesela,en basitinden 'yumurta tavukları', sınai çiftliklerde yetiştirilen hayvanlar arasında en kötü muameleye maruz kalan hayvanlar. Sınai bir çiftlikten gelen her bir yumurtanın ardında 34 saatlik bir acı yatıyor. Her tavuk, başka beş tavukla birlikte bir çekmece genişliğinde bir kafeste yaşıyor. Sınai çiftliklerde kafesler birkaç kat oluşturacak şekilde üst üste diziliyor ve üstteki tavukların pisliği alt kafeslerdekilerin üzerine düşüyor. Tavuklar hiç hareket edemedikleri ve sürekli olarak yumurta üretmeye zorlanmaları sonucunda kalsiyum kaybettikleri için sakatlanıyor ve osteoporoza yakalanıyor. Bazı tavukların tırnakları tele takılıyor, zamanla tırnaktaki et telin etrafını kaplıyor ve kafesin kenarındaki yem kabına ulaşamayan bu kuşlar açlıktan ölüyorlar...”

“LABORATUVARLARDA HAYVANA ZULÜM”

Ergündoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İnsanların güzel olmak için kürke ihtiyacı yok ama, yine de kürk tüketimi için yetiştirilen ya da avlanan hayvanların çektiği acıları bilmesi ve ona göre davranması gerek. Örneğin, 'kürkleri için avlanan' hayvanlar tuzaklara yakalandıklarında o kadar acı çekiyor ki; kendi bacaklarını 'ısırıp kopararak' kaçmaya çalışıyorlar..." dedi. Konuşmasında, 'deney hayvanları' konusuna da değinen Ergündoğan; 'hayvan deneylerinden' elde edilen bulguların tıptaki gelişmede hiçbir payının olmadığı artık görülmüştür. Tıp alanındaki önemli gelişmelerin büyük kısmı hayvan deneylerinden bağımsız buluşlar sayesinde gerçekleşmiştir. Mesela; anestezi, stetoskop, morfin, radyum, penisilin, yapay solunum, röntgen ışını, antiseptikler, CAT, MRI ve PET taramaları; bakteriyoloji ve mikrop/bakteri (germ theory) çalışmaları; kolesterol ile kalp hastalığı, sigara ile kanser arasındaki bağın keşfi; HIV virüsünün saptanması vb. Hayvan deneyleri bu ve benzeri gelişmelerde hiçbir rol oynamamıştır" dedi.
Konuşmasında 'insan türü'nü de sık sık eleştiren gazeteci, yazar Yalçın Ergündoğan, "doğanın da hayvanların da ne çıkarlarını savunacak 'sendikaları', ne haklarını savunacak 'avukatları', ne de 'oy hakları' var. ‘En akıllı’ olduğunu iddia eden, diğer 'canlı türlerine’ çok mesafeli duran ve aslında onları da yeterince tanımayan ‘kibirli’ insan türünün yapması gereken en önemli şey dünyadaki, doğadaki 'ayak izlerini' en aza indirgeyecek şekilde davranmaktır. Ama, yine insan türünce oluşturulmuş ekonomik siyasal düzenler, insan türünün dünyadaki “ayak izlerini” en aza indirmek şöyle dursun, daha da arttırmaya, tahrip etmeye ve üzerinde hep birlikte yaşanılan küreyi yok etmeye yönelik ‘akıllı girişimleri' sürekli üretiyor. Artık, tıpkı ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, savaşa, nükleere, işkencelere, baskılara, sömürüye, soykırıma karşı çıktığımız gibi, “türcülüğe” de, “bir türün başka bir tür üzerine tahakküm kurmasına” karşı çıktığımızı bir kez daha haykırma zamanıdır. İnsan türünün bireyleri, diğer türden hayvanları sevmek zorunda değil, ama haklarına saygı göstermek zorunda..." diyerek sözlerini tamamladı.

ŞENPOLAT: YASA DEĞİŞMELİ

HAYTAP hukuk danışmanı Av. Ahmet Kemal Şenpolat ise; sözlerine öncellikle 5199 sayılı 'Hayvanları Koruma Yasası'nın bir an önce Kabahatler Kanunu kapsamından çıkması gerektiğine işaret ederek; İdari makamlar tarafından ciddiye alınmak istiyorsak güçlü bir ses ve ciddi bir kurum altında muhakkak örgütlenmemiz gerekiyor diyerek başladı. Kurumsallaşmadığımız, örgütlenemediğimiz sürece kayvan korumacılar olarak başarılı olmamız pek mümkün değil. Zaten yasanın yaptırımları etkisiz , mahkemelerin gözleri değil fakat elleri bağlı. Savcıların yeni yasal düzenleme ile şikayete bağlı olmaksızın re'sen harekete geçmesi gerektiğine, deney etik kurullarına hangi stk'nın alınacağının özellikle vurgulanmasına, üretim çiftliklerinin, pet-shopların denetlenmesine, sınırlandırılmasına gerek var. Aksi takdirde sokak hayvanları sorunu çözülemez. Sokakta 'nara atan adama' da kapalı alanda 'sigara içen' kişiye de, hayvana işkence yapan tecavüz edene de aynı şekilde para cezası veriyorsunuz. Hatta bunu bu kişinin sabıkasına bile işletemiyorsunuz. O nedenle 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası, karşımızda bir aferin oğlum yasası" olarak duruyor dedi...
Panele izleyici olarak katılan İstanbul başkanı İstanbul Üniversitesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Veteriner hekim Doç. Dr. Murat Arslan, da toplantı sonunda söz alarak, veteriner hekimlerin doğaya ve hayvan haklarına saygılı olarak yetiştirilmesi için gereken tüm çabayı gösterdiklerini ifade ederek, "veteriner hekimlerin ve meslek odalarının da hayvan haklarına saygı temelindeki çabalara katkı sunmaya hazır olduğunu" vurguladı.




» * Sevmeyebilirsiniz belki ama, haklarına saygı duymak zorundasınız...

** *

» * 'Açılış Sayfanız' Sesonline.net olsun...

Bağımsız SESONLINE.NET


Arkadaşına Yolla Yorum Yolla