|
2009-10-23 - 01:05:00 Zeynep Tanbay: Ceylan'a yolculuk... [Sesonline] "Pazartesi sesonline.net yola çıkışımızı haber verdi, işte sonrası müthişti; bizler resmen sanal âlemden uğurlandık! İnsanlar bize, “Sizler sağolun, ben de gelmek isterdim, benim de mesajımı iletin, yolunuz açık olsun...” diye sadece Türkiye’nin dört bir yanından değil, Almanya’dan, Londra’dan, İskoçya’dan bile mailler gönderdi. Yetiştirebildiklerimi kesip deftere yapıştırdım, 9 değil binlerce yüreğin yolculuğa katıldığını göstermek için..." [ Zeynep Tanbay 9 arkadaşı ile birlikte, Lice'de Ceylan Önkol'un ailesine yaptığı ziyareti yazdı...] ![]() 14 yaşında küçük bir kız bir mermiyle paramparça oldu. Çok uzaklarda değil, bu topraklarda... Bizlerden uçak ve arabayla sadece 4-5 saat uzaklıkta... Böyle bir olayda, oraya ilk gitmesi gereken kişi olan savcı, gitmedi; sonra yapılması gereken otopsi yerinde değil, karakolda yapıldı; daha sonra açılması gereken soruşturma da açılmadı; bu durumda olaya müdahale etmesi gereken İçişleri Bakanı da işin içine girmedi; Adalet Bakanı da sesini çıkarmadı; böyle bir anormallik karşısında Başbakan ağırlığını koymalıydı, olmadı. Cumhurbaşkanı bir çift laf etmeliydi, ikisi de sanki bu hukuksuzluk olmamış gibi davrandı; elinizdeki gazete hariç medya sessiz kalmayı yeğledi. Bütün bunların tek bir nedeni vardı: Ceylan’ı parçalayan kurşun, çok büyük bir ihtimalle üç tarafı karakolla çevrili tepeden gelmişti! Sadece bu ihtimal, bu korkunç sessizliğe neden oldu. Askerin attığı kurşun hangi nedenle ve kime olursa olsun, doğrudur ve soruşturulamaz! Böyle yazılı olmayan bir kanunu vardır TC’nin. İşte Ceylan vakası bu nedenle 14 koca gün sessizliğe gömüldü devlet tarafından. Eğer Aysel Tuğluk oraya gitmese ve Taraf bunu haber yapmasa, biz bu ülkenin vatandaşları da hiç farkında olmadan bu sessizliğin kurbanı olacaktık. Ben Emine Erdoğan ve Hayrünnisa Gül’ü de bekledim şahsen, belki onlardan bir kıpırtı gelir diye. Ne de olsa anne yüreği... 5 ekimde Taraf, “Ceylan’ın halasının oğlundan ağıt”a yer verdi. İşte ne yapacağını bilemez yüreğim ve beynim o anda kendini buldu ve “Ben Lice’ye gidiyorum!” dedi. Çok teşekkür ederim sana sevgili “Ceylan’ın halasının oğlu,” beni kendime getirdiğin için, beni o aciz ve zavallı halimden kurtardığın için, çok teşekkür ederim sana... Bir çağrı metni yolladım birkaç dosta, özetle şöyleydi; “Selamlar, 14 yaşındaki Ceylan korkunç bir şekilde paramparça oldu. Ceylan’nın annesi “Ceylanke perçe perçe”diyor, benim de yüreğim perçe perçe...” “BEN LİCE’YE GİDİYORUM! CEYLAN’IN MİNİK MEZARINA ÇİÇEK KOYMAK İÇİN, CEYLAN’IN AİLESİNE TAZİYE İÇİN, CEYLANLARIN YALNIZ OLMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN...” 8-10 kişiden oluşan küçük bir grup olsun ki samimi ve sıcak bir ortam kurulabilsin, Saliha annenin elini tutabilelim istedim ve 13 ekim salı sabahı 9 kişi yola çıkmaya hazırdık. Ceylan ve Önkol ailesi için okul defteri gibi küçük bir defter hazırlama fikri çıktı; en başta halasının oğlunun ağıtı... Ve insanlardan mesajlar olacaktı. Pazartesi sesonline.net yola çıkışımızı haber verdi, (* Yurttaş tepkisi: Zeynep Tanbay, Ceylan'ın mezarına çiçek koymaya gidiyor...) işte sonrası müthişti; bizler resmen sanal âlemden uğurlandık! İnsanlar bize, “Sizler sağolun, ben de gelmek isterdim, benim de mesajımı iletin, yolunuz açık olsun...” diye sadece Türkiye’nin dört bir yanından değil, Almanya’dan, Londra’dan, İskoçya’dan bile mailler gönderdi. Yetiştirebildiklerimi kesip deftere yapıştırdım, 9 değil binlerce yüreğin yolculuğa katıldığını göstermek için... Diyarbakır’a gelir gelmez ilk işimiz, o günün anısına mezarın yanına dikeceğimiz ve üzerine bizim de yüreğimizin parça parça olduğunu Kürtçe yazdığımız tahtayı yaptırmaktı. “CEYLANA ME, DILÊ ME PERÇE PERÇE”nin altına Cengiz(Algan), Ebru (Şeremetli), İlkay (Akkaya), Lâle (Mansur), Mehmet (Demir), Roni (Margulies), Yasemin (Göksu), Yıldız (Önen), Zeynep diye sadece isimlerimizi küçük harfle yazdık... Mavi selvilerimizi ve güllerimizi de alıp bize Lice yolculuğumuzda eşlik edecek, Ceylan’ın akrabası Orhan Alkuş’la yola koyulduk. Yayla mezraına yaklaşırken içimde korkunç bir kızgınlık vardı; bizi değil devleti istiyor bu insanlar, bu ne biçim ülkedir ki biz yollara düşmüş, devletin yapması gerekeni yapıyoruz! Anne Saliha, baba Raif, ağabey Rıfat ve abla Sibel Önkol’a biz taziyeye gidiyoruz, Ceylan’ın mezarını biz ziyaret ediyoruz! Bütün köy halkı orada, bizi bekliyorlar, heyecanla. Çok rahatsızım içinde bulunduğum bu andan, diğer 8 arkadaşım için konuşamam, ama ben kimim ki bu karşılanmayı, bu önemi hak edecek? Ben neyim ki bu acının karşılığında? Utanç duyuyorum, anne Saliha’nın yanına oturtuldum ama konuşamıyorum, sanki dilim de yüreğim gibi perçe perçe... Ağabey Rıfat’tan olayı detayıyla dinliyoruz. Tabii ki bu ülkede yaşayan insanlar olarak, gazetelerde çıkan kriminal raporlarının sonucuna inanacak saflığa ve bilinçsizliğe sahip değiliz, ama oraya gitmeyen savcının, ayağına annenin eteklerinde getirilen Ceylan’nın parçalarına bakıp “Niye biraz kanlı toprak ve kanlı dalları da getirmediniz?” diye delilleri yetersiz bulup azarlaması ve aileye “siz zaten PKK yandaşlarısınız, s...tirin” diye küfür etmesini dinlerken, içimden kusmak geliyor. Gerçekten kusmak... Geriye dönüş yolunda korkunç bir ağırlık hissediyorum. Sanki daha önce hiç bu kadar büyük, bu kadar ağır bir yük taşımamışım gibi. Sanki bütün sorumluluk benim üstümde ve eziliyorum. Bir ara durduğumuzda, bunu dile getirmeye çalışırken herbirimiz aynı anda patlıyoruz! Korkunç bir ağlama krizi bizi tekrar buluşturuyor, anlıyorum ki yük tahminimden çok daha ağır, dokuza bölünmüş... » Şimdi soruyorum olay yerine “can güvenliğim yok” diye gidemeyen savcıya; bizim gibi sıradan yurttaşların can güvenliği sorunu yaşamadan gittiği yere, sen bir savcı olarak nasıl gidemezsin? » Gitmemeyi nasıl kendinde hak görürsün? » Kendi yapman gereken görevi nasıl bir imama verirsin? » Otopsinin karakolda ve bilgisiz kişiler tarafından yapılmasına nasıl müsaade edersin? » Sen hangi hakla yavrusunu kaybetmiş bir aileden delil ister, onları azarlar, tehdit eder ve onlara küfür, hakaret edersin? » Sen nasıl bir hukuk anlayışıyla, davanın avukatlarından dosyaları gizlersin? » Sen bir savcı olarak, sana verilmiş en önemli delili, kurşunun deldiği tahrayı incelemeden aileye nasıl iade edersin? » Sen kimsin? Kim için çalışıyorsun? » Adalet Bakanı’na soruyorum; » Bu savcı hakkında soruşturma başlattınız mı? » İnsanlık, adalet ve hukuk için çok tehlikeli olan bu savcı görevine devam edecek mi? » Ceylan Davası’nı özellikle inceleyecek ve takip edecek misiniz? » Devlet adına aileye nasıl bir tazminat ödemeyi düşünüyorsunuz? » İçişleri Bakanı’na soruyorum; » Soruşturmayı ne zaman başlattınız? 14 gün boyunca kamuoyuna niye bir açıklama vermediniz? » Niçin Lice’ye gitmediniz? » Sorumsuz ve görevi ihmal eden savcı hakkında neden soruşturma yapmadınız? Muhalefet partilerine soruyorum: » Barış kelimesi karşısında “yüreğim dondu” diyen parti başkanının, Ceylan’ın parçalanması karşısındaki sessizliğine neden, acaba beyninin de mi donmasıdır? » “Dağlara çıkarım” diyerek savaş çığırtkanlığı yapan parti başkanı, acaba neden bu olay karşısında sessiz kalmıştır, nasılsa kendisine ihtiyaç duyulmadığı için mi? Başbakan’a soruyorum: » Bütün bu yanlış süreçte neden bir açıklamada bulunmadınız? » Neden Önkol ailesine taziyede bulunmadınız? » Neden Lice’ye bir Bakan veya milletvekilini göndermediniz? » Münevver cinayetine gösterdiğiniz ilgiyi neden Ceylan’a göstermediniz? » Gazzeli çocuklara karşı duyarlılığınız neden Kürt çocukları için geçerli değil? » Barıştan, açılımdan söz ederken, bu insanların ve bizlerin neye inanmalarını bekliyorsunuz? Cumhurbaşkanı’na bir sorum var: » Kayseri’ye, kaybolan çocukların ailelerine ziyarete gittiniz, Ceylan’ın ailesi ziyareti hak etmek için Kayserili mi olmalıydı? TSK’ya soruyorum: » Üç tarafını karakolla çevrelediğiniz bir alanın ortasında 14 yaşında küçücük bir kız çocuğu mermiyle parçalanarak öldü, orada bulunan askerlerinize neden derhal ve acilen yardım emri verilmediğini soruşturdunuz mu? » Neden bu merminin silahla örülmüş üslerinizden gelme olasılığına dair derhal bir soruşturma yapmadınız? » Yaptıysanız, neden bunu kamuoyuna açıklamadınız? » Yapılan kriminal rapor gerçek mi? » Bu sonuçlara inanmaması için birçok nedeni olan kamuoyuna karşı, nasıl bir tutum alarak, bu güvenilmez pozisyonunuzdan çıkmayı planlıyorsunuz? » Elinde pimi çekilmiş bombayla ölen, intihar ettiği iddia edilen erlerle, şehit olduğu söylenip üstü kapatılan ölümlerle, kamuoyunda itibarını kaybeden bir ordunun içindeki suçluları ve yapılan adaletsizlikleri daha ne kadar üstlenmeyi ve örtmeyi düşünüyorsunuz? » Benim bir gazetem olsaydı, bu yolculuğu manşetten şöyle verirdim: DEVLET GİTMEDİ, YURTTAŞ GİTTİ! Lice’de üç tarafı karakolla çevrili bölgede, hayvan otlatırken patlama sonucu parçalanarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Ceylan’ın ailesine, yetkililer değil, 9 yurttaş taziyeye gitti. Devletin sessizliğine ve adaletsizliğine dayanamayan, bu sessizliğin bir parçası olmaya karşı çıkan yurttaşlar, Ceylan ve ailesinin yalnız olmadığını gösterdiler. Devlet utansın! Dönüşte, Cizre’deki protesto olaylarında polisin attığı gaz bombasının isabet etmesi yüzünden Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde yoğun bakıma alınan 18 aylık Mehmet Uytun’un babasını da ziyaret ettik. Çok endişeli ve bitaptı. Bugün öğreniyorum, Mehmet bebek yaşamını yitirmiş... Meclisin ceylan derisi koltuklarında rahat rahat oturanların, diken üstünde oturmaları için kaç çocuk ölmesi gerekiyor Güneydoğu’da? Zeynep Tanbay, Taraf Gazetesi, 22 Ekim 2009 Dans Sanatçısı zt@zeyneptanbay.org İLGİLİ HABERLERİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ » * Savcı, İçişleri Bakanı ve Genelkurmay yetkilileri hakkında suç duyurusu... » * Ceylan için yürüdüler: 'Ceylan'ın katili militarizm!' » * Ceylan'ın mezarına çiçek bıraktılar: 'Açılımı asıl buradan başlatın!' » * Yurttaş tepkisi: Zeynep Tanbay, Ceylan'ın mezarına çiçek koymaya gidiyor... * * * » * 'Açılış Sayfanız' Sesonline.net olsun... Bağımsız SESONLINE |