Arkadaşına Yolla Yorum Yolla

2010-01-11 - 21:16:00

‘Ergenekon içindeki en kötü, en sert yapılanma Özel Harp Dairesi’dir’

[Sesonline] “Diğer ülkelerde istihbarat elemanları da özel harp eğitiminden geçirilirken bizde sadece askerler bu eğitimden geçiriliyor. Çünkü bu işin ordudan başka bir güce bırakılmayacak kadar önemli olduğunu düşünüyorlar.” “1970’li yılları Türkiye’de kana bulamaya o silah deposu bile yetebildi. Ve bu depolardaki silahların hiçbirinin envanter kaydı yok. Silah bir yerden çıkıyor ve nereden alındığı belli değil.” “60’lı yıllarda tehdit Sovyetler Birliği, 70’li yıllarda tehdit sol, askeri ve sivil unsurlar tamamen solu düşman olarak görüyor. 80’lerin sonu 90’ların başından itibaren Kürtler tehdit olarak görülüyor. Ve 28 Şubat süreciyle birlikte, Kürtlerle birlikte İslami kesim bir tehdit olarak ortaya çıkıyor.” “27 Mayıs darbesini yapan 38 kişilik ekipten, Türkeş de dâhil olmak üzere 14 tanesi Amerika’da Özel Harp Dairesi eğitimi alan ekip.” “İnsanlar yakın tarihi unutmuyor bence, bütün o darbe süreçlerinde kendi yaşadıklarını, yakınlarının yaşadıklarını unutmuyorlar. AKP sadece bu sürecin başlamasına önayak olmuş oldu. Bunun sebebi ne olursa olsun, hangi parti buna vesile olmuş olursa olsun bence çok iyi bir şey.” “Ergenekon içindeki en kötü, en sert yapılanma Özel Harp Dairesi’dir. Eğer darbe planlarından, darbeyi yapacak bir güçten söz ediyorsak, diğer ülkelerin tarihi de, Türkiye tarihi de göstermiştir ki, bu yapı Özel Harp Dairesi’dir, Kozmik Oda dediğimiz yapıdır. Ergenekon gibi örgütlenmeler onun ancak bir parçası olabilir. Ergenekon’a baktığımız zaman da çok karmaşık gibi görünüyor, ama zaten sadece Veli Küçük ve diğerleriyle sınırlı kalsaydı o zaman ciddi bir şey olmazdı. Ne kadar bağlantısız görünse de, onca muvazzaf subay tutuklanıyor, emekliler tutuklanıyor, MİT’e operasyon yapılıyor. Bu aslında çok ciddi bir şey. Demek ki kalbine iniliyor.” [Arife Köse, bu hafta, 'Kozmik Oda'da yapılan aramalarla gündeme yeniden güçlü bir şekilde oturan Özel Harp Dairesi’ni, bu örgütlenmenin yıllar içinde geçirdiği değişimleri, "Özel Harp Dairesi" ve "JİTEM" adlı kitaplarında bu yapıları inceleyen Ecevit Kılıç ile konuştu...]

NEDEN ECEVİT KILIÇ?

Her ne gerekçeyle ve kim tarafından yapılmış olursa olsun geçtiğimiz bir ayda Türkiye tarihinde bir ilke tanıklık ettik. Bülent Arınç’a suikast düzenleneceği iddiasının ortaya çıkmasıyla birlikte ilk defa bu ülkenin gizli tarihinin saklı olduğu odanın kapıları aralandı. Savcıların o odada bulduklarını bizler öğrenir miyiz öğrenmez miyiz bilinmez, ama bu odanın ve içindeki belgelerin varlığının kabul edilmiş olması bile başlı başına artık bu ülkede hiç şeyin eskisi gibi olmayacağının kanıtıdır. Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı… Soğuk Savaş döneminde olası bir Sovyet işgaline karşı Amerika ve İngiltere’nin desteğiyle kurulan bu yapının dönem dönem adı değişse de yaptıkları hep aynıydı. Varolan statükoya tehdit oluşturan unsurlara yönelik şiddet eylemleriyle kaos yaratarak darbe ortamı hazırlamak ve bir yandan da toplumun siyasi yapısını, düşünce biçimini şekillendirmek. Ve bu amaç uğruna işlenen yüzlerce faili meçhul cinayet, idam edilen onlarca insan, katliamlar, suikast girişimleri, darbe planları… Kozmik odada yapılan aramalarla gündeme yeniden güçlü bir şekilde oturan Özel Harp Dairesi’ni, bu örgütlenmenin yıllar içinde geçirdiği değişimleri, Özel Harp Dairesi ve JİTEM adlı kitaplarında bu yapıları inceleyen Ecevit Kılıç ile konuştuk.

» ARİFE KÖSE: Bülent Arınç’a suikast iddiasının ardından savcıların Kozmik odaya girmesiyle birlikte zaten hareketli olan hayatımız biraz daha hareketlendi. Bazıları ‘Kozmik odadan kozmik patates çıktı’ dedi, bazıları ‘işte beklediğimiz gün bugündür’ diye sevindi. Siz hangi taraftasınız acaba? Türkiye’de bugünlerde iyi şeyler mi oluyor, kötü şeyler mi oluyor sizce?

ECEVİT KILIÇ: Güncel gelişmelere baktığımızda tabiî ki iyi şeyler oluyor. Yıllardır söylediğimiz şeyler ortaya çıkıyor. Bülent Arınç’a suikast iddiası ya da, Bülent Arınç’ın izlendiği iddiası sadece buna vesile olmuş oldu. Sebep ne olursa olsun, Kozmik Oda denilen odanın aranması başlı başına çok önemli bir şey. İstediğimiz buraya girilmesi, bu belgelerin varlığının görülmesiydi. Bu olay vesile olmuş oldu. En azından böyle bir yapının hala var olduğunu, Özel Harp Dairesi denilen yapının var olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Özellikle 1990’dan sonra bazı kesimlerdeki genel kanı bu yapının dağıtıldığı yönündeydi. Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüşürken bu yapının dağıtıldığı düşünülüyordu. Ama bunun doğru olmadığını, bu yapının varlığını korumaya devam ettiğini bu vesileyle görmüş olduk.

» Peki en baştan başlayalım o zaman. Özel Harp Dairesi nedir? Kuruluş amacı nedir? Ve neden bugüne kadar farklı isimler almış? Çünkü bakıyoruz ilk kurulduğunda adı Seferberlik Tetkik Kurulu, sonra Özel Harp Dairesi oluyor, sonra da Özel Kuvvetler Komutanlığı. Bu isim değişikliklerinin Özel Harp Dairesi’nin yapısının değişmesiyle bir ilgisi var mı?

- İkinci Dünya Savaşı daha bitmeden, Amerika ve İngiltere’nin öncülüğünde olası bir Sovyetler Birliği işgaline karşı, çeşitli ülkelerde özel yapılar oluşturuluyor. Bu yapıyı ilk olarak İtalya’da kuruyorlar, çünkü o dönemde Komünist hareketin en güçlü olduğu yer İtalya. İtalya’da komünistler neredeyse iktidar adayı. Peşi sıra Fransa, Almanya ve ardından Belçika’da kuruluyor. Sonra Türkiye’ye geliyor sıra. Türkiye’de Özel Harp Dairesi’nin kurulma hikâyesi aslında 1948’de başlıyor. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri bir ekol değişikliği yapıyor. Bu dönemden önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin daha çok Alman ekolüne göre şekillenen bir yapısı vardı. Ama 1948’den itibaren Amerikan ekolüne geçiyor.

» Neden?

- Çünkü Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki saflaşmada Amerika’nın yanında yer alıyor. O bloğun lideri Amerika ve dolayısıyla Amerika’ya göre şekillenmeye başlıyor. O dönemde Amerika’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ciddi bir ekonomik yardımı oluyor. Bunun temel nedeni de Türkiye’nin Sovyetler Birliği’ne komşu olması. Örneğin aynı yardımı Yunanistan’a da yapıyor ama Yunanistan ile Türkiye arasında şöyle bir fark var; Amerikan subayları Yunanistan’a gidip Yunan subaylarını eğitiyorlar, Türk subayları ise Amerika’ya giderek özel harp teknikleri eğitimini bizzat Amerika’da alıyorlar. Özel Harp Dairesi, 27 Eylül 1952’de kuruluyor. Adı Seferberlik Tetkik Kurulu oluyor. Sebebi de şu; askerlikte klasik bir şey vardır, askerlik biter ama seferberlik emri, seferberlik dönemi diye bir şey vardır ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bununla ilgili işlemleri olur. Türkiye’nin her yerinde seferberliğe yönelik kayıtları olur. Seferberlik Tetkik Kurulu adını almasının nedeni, özel harp eğitimi almış ve Özel Harp Dairesi’ni kuracak olan subayların kent kent dolaşıp sivilleri ‘seferberlik kaydı’ adı altında toplama çalışması yapmasıydı. Yani, bir kılıftı. Sonra bu sivilleri eğitime alıyorlardı. Dolayısıyla, özel harp dairesini ve onun faaliyetlerini, seferberlik gibi askerlik açısından son derece meşru bir durumun arkasına saklamış oluyorlardı.

» Sonra nasıl Özel Harp Dairesi oldu?

- Seferberlik Tetkik Kurulu olarak 1964 yılına kadar devam ediyor. 1964’de Özel Harp Dairesi Başkanı Cihat Akyol iken o dönemde keskin bir konsept değişimi oluyor. 1963’ün sonunda hem MİT’te hem de Özel Harp Dairesi’nde çok şahin isimler geliyor. Cahit Akyol Özel Harp Dairesi’nin başında, Fuat Doğu MİT’in başında. İkisi de özel harp dairesi eğitimi almış subaylar. Bu dönem aynı zamanda agresif bir dönem. Klasik kontrgerilla eylemlerinin gizlenmeye gerek duyulmadığı, açığa vurulduğu bir dönem. 70’lerde yoğunlaşan şiddet eylemleri bu dönemde başlıyor. Tüm topluma karşı saldırganlık artıyor. Böylece artık yapının adını da gizlemeye gerek duymuyorlar. Zaten daha önce adı Seferberlik Tetkik Kurulu iken de bu yapının içindeki subaylar ve siviller bu adı değil, özel harp adını kullanıyorlarmış. Seferberlik Tetkik Kurulu sadece görünürdeki adı. 1990’lı yıllara geldiğimizde ise artık cinayetler ve bu cinayetlerin kimler tarafından işlendiği o kadar deşifre oluyor ki artık bu adla devam etmeleri mümkün değildi. Çünkü artık Özel Harp Dairesi’nin kontrgerillanın adı olduğu herkes tarafından biliniyor. Dolayısıyla 90’lı yıllarda da bu yapının adı, Amerika ve İngiltere’de olduğu gibi Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüşüyor.

» Diğer ülkelerde Özel Harp Daireleri istihbarat örgütlerine bağlı oluşturulurken, sadece Türkiye’de orduya bağlı olarak kuruluyor? Bu farkın bir nedeni var mı acaba?

- Diğer ülkelerde de ordu özellikle Soğuk Savaş döneminde çok ön planda ama onlarda daha karışık, yani polis de var, istihbaratta var, asker de kısmi olarak dahil oluyor. Ama Türkiye’de bu iş sadece orduya bırakılıyor. Diğer ülkelerde istihbarat elemanları da özel harp eğitiminden geçirilirken bizde sadece askerler bu eğitimden geçiriliyor. Çünkü bu işin ordudan başka bir güce bırakılmayacak kadar önemli olduğunu düşünüyorlar.

» Ordunun Türkiye’de siyasete müdahale konusunda kendine biçtiği rolün etkisi de var mıdır bunda?

- Tabii ki. Zaten Özel Harp Dairesi denilen yapının, kurulduğu bütün ülkelerde siyasi yaşama yön verme gibi bir amacı var. Türkiye’de de ordu her zaman kendine böyle bir misyon biçtiği için bu işi başka hiçbir kuruma bırakmadı diye düşünüyorum. Zaten Özel Harp Dairesi her zaman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir yan kuruluşu gibi çalıştı.

» Seferberlik Tetkik Kurulu kurulduktan sonra Amerika’da eğitim alıp Türkiye’ye dönen subayların sivilleri bu kurumun içine aldığını söylediniz. Kimlerden seçiliyordu bu siviller? Seçerken kriterleri neydi?

- İlk dönemde sınır bölgelerinden seçiyorlardı. Yani Kars, Ardahan, Artvin, sonra Trabzon, aşağıda Mersin, tampon bölge olarak düşündükleri kritik yerlerden bir tanesi ise Bolu, Düzce, Sapanca üçgeniydi. Şöyle hesaplanıyordu; olası bir Sovyetler Birliği işgali olursa Kars’tan, Ardahan’dan olur, eğer burada durdurmayı başaramazsak Bolu’da durdururuz. Yapı içindeki kalıcı sivillerin seçilme kriterleri ise döneme göre değişiyor. Meslek anlamında çok ayırım yapmıyorlar. O bölgede kalıcı olarak yaşayan herkesten sivil unsurlar seçiyorlardı ve bunlara silah eğitimi veriyorlardı. O bölgede silahları belli bir yere gömüyorlar. Ve herhangi bir işgal durumunda işte şu subayların öncülüğünde savaşacaksınız diyorlardı. O sivillerin hepsi bu silahların yerini biliyordu. Hiçbir ayırım yapmıyorlardı. O bölgede yaşayan öğretmeninden imamına, çiftçisine kadar herkesi seçiyorlardı ama daha çok sınır bölgelerinden seçiyorlardı. 1960’lı yıllarda bu sivil unsurları İslami kesimin içinden seçmeye başladılar. 70’li yıllarda ise ağırlıklı olarak ülkücülerden seçtiler. 90’lı yıllarla birlikte, ki Uğur Mumcu cinayeti bence burada dönüm noktasıdır, eski sivil unsurlar yavaş yavaş tasfiye edildi ve daha elit, daha nitelikli sivilleri seçmeye başladılar. Akademisyenler, gazeteciler, avukatlar gibi topluma yön verecek isimlerden seçtiler.

» Bu silahların yerini bütün sivillere söylüyorlar mıydı gerçekten?

- Benim Özel Harp Dairesi’nden tanıklardan dinlediğime göre, evet gerçekten söylüyorlarmış. Bu sivillere silahları gömdükleri yerlerin koordinatlarını veriyorlarmış. O sivillerin liderleri var, bir de o sivillerin bağlı olduğu subay birimleri var. Mesela bana şu anlatıldı; “Silahları Şile’ye gömdük, orada bekliyorlardı, Amerikalılar kontrol ediyorlardı var mı yok mu diye. Hâlbuki biz onları çıkarıyorduk başka işlerde kullanıyorduk ve o silahların yerine başka şeyler dolduruyorduk.”

» Trabzon’da kaybolan böyle bir cephanelik varmış değil mi?

- Evet, çok komik bir hikaye o. Özel Harp Dairesi’nde Kemal Yamak dönemi. Çatışmaların en yoğun yaşandığı, en kanlı cinayetlerin işlendiği ve insanların ‘bu silahlar nereden geliyor?’ diye sorduğu bir dönem. Bütün ülkelerde Özel Harp Daireleri’nin depolarında her tür silahtan binlerce var. Örneğin bir dağın yamacını tamamen oyup silahları dolduruyorlar. O zaman Trabzon’a gömülen bu silahlar kayboluyor. Bülent Ecevit bastırıyor. Ama çok sonra ortaya çıkıyor bu. Ecevit, yıllar sonra Kenan Evren’i, bu Özel Harp Dairesi’nin personelini, silahını bilmek şartıyla Genelkurmay Başkanı yapıyor. Kenan Evren kabul ediyor. Rapor hazırlatıyor. Bir kayıp depo çıkıyor. Bir daha baktırıyor. Yine kayıp depo çıkıyor. Ve Kemal Yamak döneminde çıkıyor. Kemal Yamak da bir rapor hazırlıyor, heyelan oldu ve bu silahlar kayboldu diye. Ben kitabı hazırlarken Kemal Yamak ile konuşmuştum. Bana ‘çok değil, üç beş silahtı’ demişti. Ama üç beş silah değil tabii ki. Bütün ülkelerde Özel Harp Dairelerinin depolarında binlerce silah bulunuyor. 1970’li yılları Türkiye’de kana bulamaya o silah deposu bile yetebildi. Ve bu depolardaki silahların hiçbirinin envanter kaydı yok. Silah bir yerden çıkıyor ve nereden alındığı belli değil. Bence mesela 70’li yıllarda bütün o cinayetlerin işlendiği silahlar bu silah deposundaki silahlardı.

» Uğur Mumcu cinayetinin bir dönüm noktası olduğunu söylediniz. Neden?

- Özel Harp Dairesi’nin mantığında bir tehdit algılaması var. Yani bir tehdit oluşturuluyor. Tehdit değişince sivil unsurlar da değişiyor. Yani hem askeri personelin hem de sivil unsurların çizgisi değişiyor. 60’lı yıllarda tehdit Sovyetler Birliği, 70’li yıllarda tehdit sol, askeri ve sivil unsurlar tamamen solu düşman olarak görüyor. 80’lerin sonu 90’ların başından itibaren Kürtler tehdit olarak görülüyor. Ve 28 Şubat süreciyle birlikte, Kürtlerle birlikte İslami kesim bir tehdit olarak ortaya çıkıyor. Bu manzara içinde Uğur Mumcu’nun ölümü ve onun ardından ortaya çıkan manzara, eylemler yeni iki tehdidin bunlar olduğu mesajının topluma ilk verildiği eylemler oluyor. Toplum da ona göre şekilleniyor. Uğur Mumcu cinayeti sonrasında da zaten tepkiler tamamen bu iki harekete kaydı. Uğur Mumcu’nun ölümü bunun başlangıcı oldu.

» Toplumu nasıl şekillendiriyorlar, neler yapıyorlar?

- Böyle bir olay yetiyor zaten. Medya, haberler toplumsal algıyı şekillendirmeye başlıyor. Kim işledi cinayeti? İslamcılar işledi. Demek İslamcılar bir tehdit. Uğur Mumcu’nun da gazeteciliğine söyleyecek bir lafım yok elbet ama Uğur Mumcu’nun temsil ettiği çizgi de bu yeni düşman algılamasına neden oldu.

» Soğuk Savaşın bitmesiyle diğer ülkelerdeki Özel Harp Daireleri dağıtılıyor. Türkiye’de ise dağıtılmıyor. Neden?

- Aslında 1960’lı yılların sonu itibariyle Sovyetler Birliği işgali olasılığı gerçekliğini yitiriyor. O kadar yatırımlar yapılıyor, gizli bir ordu kuruluyor vs ama bir süre sonra bunun bir esprisi kalmıyor. Bu sefer ülke içine yönelmeye başladılar. Çok klasik kontrgerilla eylemleri başladı. Yunanistan’da da bu şekilde olaylar yaşandı. Norveç’te de yaşandı. Siyasetin sağlam bir zemine oturduğu dönemlerde şiddet olayları çıkarıp darbe yapmak temel yöntemleriydi bu yapıların. Türkiye’de 27 Mayıs darbesi bunun başlangıcıdır. İşi siyasete bırakmamanın zeminini oluşturdular.

» Ama 60 darbesi sonrasında Özel Harp Dairesi içinde de tasfiyeler oldu değil mi?

- Her dönemde askerlerin bir kısmı iktidara yakın olmuştur, bir kısmı çok mesafeli olmuştur. Bu dönemde belki bu kadar kesin bir ayrışma yok ama daha önceki dönemlerde bu ayrışma çok netti. Çünkü askerlerde mutlaka siyasete girme düşüncesi vardır. Meclise girerim diye düşünürler, daha keskin olanlar başbakan olurum diye düşünürler, hele cumhurbaşkanlığını garanti düşünürler. O yüzden bir kesimi iktidara yakın olur. 60’lı yıllarda Menderes biraz geç öğreniyor bu dairenin yapısını, çünkü onların da haberi yok. Özel Harp Dairesi direk Amerika’nın asker ile iletişimi üzerine kurulan bir yapı. 27 Mayıs’ta Özel Harp Dairesi içindeki tasfiyenin nedeni, Demokrat Parti’ye yakın isimlerin dağıtılmak istenmesi. O dönemde Özel Harp Dairesi’nde tasfiye edilen subaylar da Demokrat Parti’ye yakın olan subaylar. Ama zaten 27 Mayıs darbesini yapan ekibe baktığınız zaman, 27 Mayıs darbesini yapan 38 kişilik ekipten, Türkeş de dâhil olmak üzere 14 tanesi Amerika’da Özel Harp Dairesi eğitimi alan ekip. Dolayısıyla Amerika’da Özel Harp Dairesi eğitimi alıp geri dönenler darbeyi gerçekleştirdiler.

» Baktığımızda bir yandan gizlenmeye çalışan bir yapı görüyoruz, ama bir yandan da her şey ortada. Belgeler, günlükler vs… Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Çünkü kimsenin kendilerine dokunabileceğini düşünmüyorlardı. Biz yıllardan beri söylüyorduk Özel Harp Dairesi’nin arşivine girilmesi gerektiğini ama kimse inanmıyordu bu arşive girilebileceğine aslında. Şaka gibi geliyordu insanlara. Kim girebilirdi ki? O yüzden bu kadar rahat olmaları normal bence.

» Peki bu yapının Ergenekon içindeki yeri nedir?

- Ergenekon içindeki en kötü, en sert yapılanma Özel Harp Dairesi’dir. Eğer darbe planlarından, darbeyi yapacak bir güçten söz ediyorsak, diğer ülkelerin tarihi de, Türkiye tarihi de göstermiştir ki, bu yapı Özel Harp Dairesi’dir, Kozmik Oda dediğimiz yapıdır. Ergenekon gibi örgütlenmeler onun ancak bir parçası olabilir. Ergenekon’a baktığımız zaman da çok karmaşık gibi görünüyor, ama zaten sadece Veli Küçük ve diğerleriyle sınırlı kalsaydı o zaman ciddi bir şey olmazdı. Ne kadar bağlantısız görünse de, onca muvazzaf subay tutuklanıyor, emekliler tutuklanıyor, MİT’e operasyon yapılıyor. Bu aslında çok ciddi bir şey. Demek ki kalbine iniliyor.

» Şimdiye kadar ne zaman faili meçhul bir cinayet işlense ya da devletin üstlenmek istemediği bir olay ortaya çıksa, tıplı Susurluk olayında olduğu gibi, bu işlerin bir zamanlar devlet için çalışan ama sonra kontrolden çıkan siviller tarafından işlendiği söylendi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Böyle değil tabii ki. Çok açık zaten. 60’ların sonundan, 70’li yıllardan itibaren baktığımızda, kamplar kuruluyor, bu siviller bu kamplarda askerler tarafından eğitiliyor. Sonra sokaklara çıkıp insanları öldürüyorlar. Belki bir rahatlık var ama kontrolden çıkma durumu yok. Örneğin Abdullah Çatlı ve ekibi için bunu söylüyorlar. Ama örneğin Susurluk olayının temel amaçlarından bir tanesi devletin uyuşturucu ticaretini ele geçirmesidir. Devlet uyuşturucu ticaretini ele geçirebilmek için bu isimleri kullanıyor, bunlar Kürt işadamlarını, uyuşturucu ticareti yapan Kürt kökenli isimleri öldürüyorlar ve uyuşturucu piyasasını ele geçiriyorlar. Aslında bu kadar basit. Kontrolden çıkma yok. Bu, devletin temel politikasıydı. Çıkın, öldürün, uyuşturucu ticaretini ele geçirin, sıcak para bize girsin.

» Kürtlere yönelik tutumu nasıldı bu yapının?

- Kürt hareketini tamamen bastırmak istediler. Örneğin JİTEM bunun en iyi örneği. Bir noktadan sonra artık eğitimsiz sivil unsurlar Özel Harp Dairesi’nden tasfiye edildi. Çünkü Özel Harp Dairesi Güneydoğu’da varolmazdı.

» Neden?

- Çünkü Özel Harp Dairesi’nin sivil unsurları gerilla savaşına uygun olarak eğitilmemişti. Bunları yeniden eğitme zahmetine girmediler. Halkta o zemini bulamazlardı. Sonuçta sivil unsurlar derken, halkın içinden isimler seçiyorsunuz. Özel Harp Dairesi’nin askeri unsurları da buna uygun değildi. Dolayısıyla Özel Harp Dairesi ile aynı işleyiş mantığına sahip JİTEM diye bir yapı ortaya çıkardılar. Ve sivil unsurlar da korucular, itirafçılar ve devletle benzeri şekilde parasal ilişki kurmuş isimlerden seçtiler.

» Ama sürekli olarak varlığı reddedildi JİTEM’in…

- Reddetmiyorlar aslında. Her yerde bütün belgeler var zaten. Mahkeme soruyor örneğin Genelkurmay’a JİTEM diye bir birim var mı diye, Genelkurmay da yok diyor. Ama doğru, Genelkurmay’da görünen böyle bir birim yok. Jandarma’ya soruyor JİTEM diye bir birimin var mı diye. Jandarma da ‘yok, benim istihbaratım var ama adı JİTEM değil’ diyor. Hem Genelkurmay hem de Jandarma cevap verirken kelime oyunu yapıyor. Yoksa JİTEM var. Ama JİTEM’in eylemleri 1992-1993 yıllarında açığa çıkmaya başlayınca adını değiştiriyorlar. Jandarma Bölge İstihbarat bilmem nesi... falan diye değiştiriyorlar. Dolayısıyla sorunca ‘hayır, JİTEM yok’ diyorlar. Ama şöyle bir rahatlıkları var. Gerçekten JİTEM’i tasfiye ettiler.

» Nasıl yani?

- 1999’da JİTEM’i tamamen dağıttılar. Bütün subay kadrosunu dağıttılar, başka yerlere verdiler. İtirafçılar gibi sivil unsurları da normal memur statüsünde askerlik şubelerine dağıttılar. Normal kayıtlı memur yaptılar yani. İşlevsizleştirdiler. O subayları Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın bünyesinde dağıttılar, ya da normal jandarma statüsünde dağıttılar. Bu kişilerin bağlı olduğu birimleri de dağıttılar. Yani şu anda JİTEM diye faal bir yapı yok. Ama sonuçta JİTEM eğitimini almış olan bu adamlar hala duruyorlar ordunun içinde. Yani yarın yine böyle bir yapı kurmak isterlerse bunlar eğitimli, hazır bekleyen subaylar.

» Neden böyle bir şey yaptılar?

- Çünkü toplum kaldırmıyordu artık. Her şey açığa çıkmıştı.Özel Harp Dairesi biraz daha farklı. O, sürekli olması gereken bir yapı, çünkü toplumu şekillendirme planları orada yapılıyor. Ama JİTEM öyle değil. Özellikle 1999’dan sonra toplum artık kaldırmıyordu. Herkes orduya kötü gözle bakmaya başlamıştı. Bölgedeki bütün askerlere JİTEM’ci gözüyle bakılıyordu.

» Özel Harp Dairesi’nin geçirdiği evrime baktığımızda, dış tehdide karşı kurulmuş olan bu yapı bir süre sonra kendi vatandaşlarını tehdit olarak algılamaya başlıyor değil mi?
- Devlette, bütün vatandaşlara karşı bir güvensizlik var. Bütün bunların altında yatan temel nokta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin yönetimini bırakmak istememesidir.

» Kendi vatandaşlarından bile neyi koruyor ordu?

- Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki asker, sivil, bürokrasi elitinin çıkarlarını koruyor. Bu noktada da zaten ilk tehdit olarak halkın kendisini görüyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz kesime kimi düşman olarak görüyorsa tehdit olarak onu belirliyor, ona karşı faaliyetlerde bulunuyor.

» Sizce bu yapı diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de tamamen dağıtılacak mı?

- Zaten yargılanma süreci başladı. Bu süreç İtalya’dakine çok benzer bir şekilde işliyor. Bizde eksik olan kısmı meclis ayağı. Meclis bunun üzerine gitmiyor. MHP ve CHP, meclisin bu konuya yoğunlaşmasının önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

» Diğer ülkelerde muhalefette bu sürece destek vermiş miydi?

- Evet, o ülkelerde muhalefet de destek veriyor. Sadece tek tük milletvekilleri karşı çıkıyor, onlar da zaten bu yapıyla ilişkili olan isimler oluyor. Ama Türkiye’de muhalefet top yekun Ergenekon çizgisini savunuyor. Aslında bir anlamda kendilerini de tasfiye ediyorlar. Hükümet de bu işi sadece kendi imkânlarıyla, sivil toplum kuruluşlarının ve halkın desteğiyle götürmeye çalışıyor.

» Halk nasıl bakıyor sizce bu sürece?

- Baktığımız zaman 28 Şubattan bugüne İslamcı olarak tanımlanan kesim giderek güçlendi ve iktidara geldi. Buradaki temel nokta şu; AKP’ye yönelik darbe girişimleri var. AKP’de bunların önünü kesti. Cumhuriyet mitingleri süreci bence küçümsenmemesi gereken eylemlerdir. O süreçte şöyle bir ayırım yapıldı. İşte CHP, orduyu savunuyor, AKP de bu kurumlara düşman. Ama bence halk böyle algılamadı. Ben şahsen seviniyorum. Birçok insanın da bu yapının deşifre olmasından dolayı sevindiğini düşünüyorum. Çünkü insanlar yakın tarihi unutmuyor bence, bütün o darbe süreçlerinde kendi yaşadıklarını, yakınlarının yaşadıklarını unutmuyorlar. AKP sadece bu sürecin başlamasına önayak olmuş oldu. Bunun sebebi ne olursa olsun, hangi parti buna vesile olmuş olursa olsun bence çok iyi bir şey.

* * *

ECEVİT KILIÇ KİMDİR?

Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki eğitiminin ardından İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe Cumhuriyet gazetesinde başladı. Yedi yıl Cumhuriyet’te görev yaptıktan sonra 2006’da haber dergisi Aktüel’e geçti. Bir yıl sonra Sabah gazetesinde yazmaya başladı. Şu anda Habertürk’te çalışıyor. İstihbarat, güvenlik, suç ve yolsuzluk ekonomisi konularında çok sayıda araştırması yayınlandı. Kılıç’ın, Kirli Kramponlar (Futbol ve Mafya), Politik Goller (Futbol ve Siyaset), Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) ve JİTEM (Türkiye’nin Faili Meçhul Tarihi) isimli dört kitabı bulunuyor.









» * Hürriyet Şener: 'Geçmişle yüzleşmeden temiz bir geleceğe başlamak mümkün değil'

» * Ümit Şahin: 'Kopenhag'da ortaya çıkan anlaşma, aslında bir anlaşamama belgesi'

» * Arife Köse röportajlarıyla Sesonline.net'de....

* * *

» * 'Açılış Sayfanız' Sesonline.net olsun...

Bağımsız SESONLINE






» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla