Arkadaşına Yolla Yorum Yolla

2010-02-26 - 10:51:00

28 ŞUBAT DOSYASI (1): 'Bir çeşit sosyal mühendislik projesinin, başlangıcı'

[Sesonline] “Aslında o gün Ecevit'in “bu kadına haddini bildirin” komutuyla başlayan linç girişimi belki de en hafifi olacaktı daha sonra yaşadıklarımıza nazaran. En doğru şekilde ifade etmek için şöyle demek gerekir: Türk siyasi tarihinin en büyük linç kampanyasıydı...” “28 Şubat’ta sine-i millete dönmek gerekirdi, yumuşak bir görünümle idare edilir, askerin hiddeti geçer zannedildi o dönemde, ama olmadı. Eğer öyle olsaydı milletin kalbinde taht kurulurdu. Susurluk’un üstüne gidilmemesi de bir hatadır o günlere ait. Koalisyonu bozma riskini önlemek adına sessiz kalındı.” “28 Şubat’ın mağdurlarını Türkiye insani tekrar iktidara taşıdı, bunu öngöremediler 28 Şubat’ın mutfağında olanlar, ayrıca bunun sonuçlarını da doğru okuyamadılar. Uzlaşı noktasına kaymak yerine kibirle hırçınlaştılar, Kafes, Balyoz vesaire bunun ürünüdür...” [Merve Kavakçı Sesonline.net'ten Arife Köse'ye konuştu...]

NEDEN MERVE KAVAKÇI?

İlker Başbuğ, genelkurmay başkanı olduktan iki hafta sonra basın mensuplarıyla yaptığı işletişim toplantısının ikincisinde, “TSK, 28 Şubat düşüncesinin, nedenlerinin arkasındadır. Çünkü o düşünce ve nedenler bugün hala değişmedi, yarın da değişmeyecek. 28 Şubat sürecindeki bazı uygulamalarda hatalar olmuş mudur? Bunda bir tereddüt yok. Onu bırakın zaman değerlendirsin. O bizi ilgilendirmiyor”, dedi. Başbuğ’un bu sözü bile aradan geçen 13 yılda yapılan darbe planlarının, 28 Şubat darbesi ile bağlantılı olduğunu, bu darbe planlarını yapanların 28 Şubat’tan cesaret aldıklarını gösteriyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun 1000 yıl süreceğini iddia edebilmişti, çünkü 28 Şubat öyle bir darbeydi ki, protokolleriyle, yönetmelikleriyle, genelgeleriyle, eğitimden, iç güvenliğe, sağlıktan yargıya kadar toplumun bütün alanlarına nüfuz etmeyi hedeflemişti. Her darbe gibi 28 Şubat darbesi de kendi mağdurlarını yarattı. O günlere damgasını en çarpıcı olaylardan bir tanesi, 18 Nisan 1999’da yapılan seçimlerde Refah Partisi’nden milletvekili seçilen Merve Kavakçı’nın, başörtülü olması nedeniyle meclisten kovulması oldu. Türkiye bu sahneyi televizyonlardan büyük bir şaşkınlık içerisinde izledi. Bülent Ecevit ayağa kalkıp ‘bu kadına haddini bildirin’ diye bağırdı ve ondan sonraki günlerde Türkiye bir kadının sırf başörtüsü taktığı için nasıl bir linç uygulamasına maruz kalabileceğini an be an izledi. Biz de, şu anda Amerika’da George Washington Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Merve Kavakçı ile o günlerde yaşadıklarını, bugünden baktığında o günleri nasıl değerlendirdiğini ve 28 Şubat’ın günümüze etkilerini konuştuk.

* * *

» ARİFE KÖSE: Önce sizin hikâyenizden başlamak istiyorum. Türkiye’de başörtüsü takan kadınlar okullara alınmadılar, çalışmaları engellendi, türlü aşağılama ve suçlamalara maruz kaldılar. Siz ise bunun bedelini meclise alınmamakla, halkın oylarıyla girdiğiniz mecliste aşağılanmakla, hatta vatandaşlıktan çıkarılmakla ödediniz. 2 Mayıs 1999 günü meclisin kapısından girdiğiniz anda karşı karşıya kaldığınız manzara size Merve Kavakçı olarak, başörtüsü takan bir kadın olarak ne hissettirdi?

- MERVE KAVAKÇI: O gün aslında çok gurur verici bir gündü, ama sonra çok acı bir güne dönüştü. Türkiye’de siyasetçi bir kadın olmak kolay değil, aslında bu hiçbir ülkede kolay değil, Türkiye’de hiç kolay değil, o açıdan bakınca gururlanmamak mümkün değildi, zira kadın temsiliyetinin yüzde 3.4’lerde olduğu göz önünde tutulunca TBMM’ye seçilebilmiş olmanın önemi daha da iyi anlaşılıyordu. Ama tabii, diğer yandan çok acı bir gün oldu bu, benim için, ailem için, beni seçip meclise yollayan halkımız için, ve de tabii başını örten kadınlar için. İlk tepkim şaşkınlık, sonra sok ve korku oldu tabii. Bunlar zamanla yerini kırgınlığa bıraktı.

» O günden sonra yaşadıklarınızı bize kısaca anlatır mısınız?

- Aslında o gün Ecevit”in “bu kadına haddini bildirin” komutuyla başlayan linç girişimi belki de en hafifi olacaktı daha sonra yaşadıklarımıza nazaran. En doğru şekilde ifade etmek için şöyle demek gerekir: Türk siyasi tarihinin en büyük linç kampanyasıydı denebilir. Medya, yargı, yasama üçlüsü ve sivil toplum tarafından yürütüldü bu kampanya. Çocuklarıma okulda yaşatılanlardan, Ankara savcısının evime baskın düzenlemesine, 312’den halkı bölmek ve kışkırtmaktan yargılanmaktan, 169’dan devletin manevi şahsiyetine hakarete kadar açılan davalar, vatandaşlıktan atılmam, partinin kapatılması, beş senelik siyasi yasak ve hala da süregelen bir yıldırma kampanyası ile özetlenebilir olaylar.

» Meclise başörtünüzle girdikten sonra kadınlardan ve kadın örgütlerinden olumlu ya da olumsuz nasıl tepkiler aldınız?

- Hem olumlu hem de olumsuz tepkiler aldım, hala da alıyorum. Birçokları için bir örnek teşkil etti yaşadıklarım ve birçoğunun samimi sevgisini, duasını kazandığımı gördüm. Birçokları için de tam tersi oldu ve beni tanımamalarına rağmen nefretlerini kazandığımı gördüm. Tabii, bu durumun kamunun gözü önünde olmanın da bir bedeli olduğunu biliyordum. İlk başlarda insanların benim hakkımda kotu düşünmeleri beni çok üzüyordu, buna alışmak da kolay olmadı, ama sonraları bir yerde buna katlanmak gerektiğini öğreniyorsunuz. Sevmeyenler kadar sevenlerin de olduğunu bilmek, size dua eden birilerinin varlığını fark etmek insani memnun ediyor. Kadın organizasyonlarıysa sadece bir kaç tanesi dışında karşı duruş sergiledi. O zamanlar zaten başı örtülü, dindar kadınların tek tük organizasyonları vardı, onlar destek oldular, bireysel desteklerini de gösterdiler. Ama karşı tarafın linç kampanyasına iştiraki son derece düşündürücüydü.

» Sizce meclise başörtüsüyle girmeniz neden bu kadar büyük bir olay yarattı? Sonuçta halk sizi başörtünüzle seçti ve orası halkın meclisi değil mi? Halkın meclisini halktan bile koruyan başka bir güç mü var Türkiye’de?

- Başörtüsü halkın iktidarını temsil ediyordu bana karşı çıkanların kafasında, ayrıca başörtüsü İslam’ı da temsil ediyor, bu iki noktada Türkiye’yi bugüne dek yöneten Kemalist rejimciler sorun yaşıyorlar. Hem halkın iktidarını istemiyorlar, hem de İslam’ın görünürlüğünü. Zira kafalarında İslam geçmiş ve geri kalmışlıkla eş tutuluyor. Ayrıca benim gibi giyinen dindar bir kadının varlığı onların süregelen iktidarlarına tehdit olarak algılanıyor. Orası halkın meclisiydi ama halktan içeri birilerinin kontrolündeydi. Elbette ki Türkiye’de derin bir iktidar var, onların gün yüzüne çıkartılmasıyla uğraşmıyor muyuz zaten bugün?

» Bu olay sonrasında partinizin size yeterince sahip çıktığına inanıyor musunuz? Sanırım öncesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın size bu yönde bir uyarısı olmuş Bugün baktığınızda Sayın Erdoğan’ın haklı olduğunu düşünüyor musunuz?

- Tayyip beyin haklı olduğunu zaman bana gösterdi. Evet.

» Refah Partisi iktidara geldiği ilk günden beri attığı her adım eleştir oklarına maruz kaldı ve örneğin Libya gezisi gibi faaliyetler büyük tepki topladı. Sizce darbeye giden süreçte Refah Partisi’nin darbeye gerekçe oluşturacak hataları oldu mu, yoksa Refah Partisi ne yaparsa yapsın 28 Şubat darbesi yine de gerçekleşir miydi?

- Hataları olmuştur her parti gibi. 28 Şubat’ta sine-i millete dönmek gerekirdi, yumsak bir görünümle idare edilir, askerin hiddeti geçer zannedildi o dönemde, ama olmadı. Eğer öyle olsaydı milletin kalbinde taht kurulurdu. Susurluk’un üstüne gidilmemesi de bir hatadır o günlere ait. Koalisyonu bozma riskini önlemek adına sessiz kalındı. Ama koalisyon yine de bozuldu. Ancak bütün bunların hiçbiri de olmasaydı yine de ordu 28 şubatı bu millete yaşatırdı diye düşünüyorum. Zira 28 Şubat Refah Partisinin yaptıklarından ziyade yapmadıkları üzerinden ger çekleştirildi. Gerekmeceler fabrike edildi, yani sun’i olarak oluşturuldu. 28 Şubat bir yalanın üzerine kuruldu. Onun için partinin hatası olmuş olmamış fark etmezdi. Plan çoktan yapılmış, uygulamaya konmuştu, elde mazeret yoksa mazeret “oluşturuldu.”

» 28 Şubat darbesinin nedeni olarak ileri sürülen en önemli iddia ‘laiklik elden gidiyor’ iddiasıydı. Refah Partisi gerçekten şeriat düzeni getirmeyi mi hedeflemişti?

- Refah Partisi adaletsizliğe savaş açmıştı, iktidarda olduğu 11 ay süresince de bütün engellemelere rağmen yol kaydetti, havuz sistemi ile haksiz kazancı önledi, devlet malında israfı azalttı, zaten malum çevrelerin bunlar hiç hoşuna gitmedi. 28 Şubat irtica, şeriat kisvesi altında yolsuzluk, hırsızlık yapan kesimin statükosuna RP iktidarı tehdit teşkil ettiği için yapıldı.

» Sizce 28 Şubat darbesini daha önce yaşanmış olan darbelerden farklı kılan özellikler var mı? Örneğin 28 Şubat darbesinin '1000 yıl' süreceği iddia edildi, bu açıdan baktığınızda sizce 28 Şubat’ı topluma böylesine kök salması için neler yapıldı?

- Türkiye’ye yaşatılan bütün darbelerden sonra din-devlet iliksisi yeniden düzenlenir. İlginçtir, beklentilerin aksine din islerinde mertebeli bir düzelme gözlemlenir her ihtilaldan sonra. Aslında bu düzelme gibi gözükse de özünde devletin din alanına müdahalesi, dine sekil verici konuma soyunmasıdır ki böylece yavaş yavaş dinin kaplaması gereken alana devlet gelir oturur. 28 Şubat’ta ise bu bahsettiğim iyileşme gibi gözüken süreç yaşanmadı. Aksine devlet din islerini eline aldı ve geçmiştekinin aksine iyileştirme yapar gibi bile gözükmedi, dini toplumsal hayattan çıkartmaya yeltendi. Buradaki devlet durusu, diğer ihtilallerdan sonraki duruştan farklı olarak “mert” bir duruştur. Yani ben bu duruşun daha iyi, Türkiye’ye daha faydalı bir duruş olduğuna inanıyorum. Zira maskeler kalktı 28 Şubat’ta. Yapılanlar direkt İslam’a savaş olarak yapılınca öylece de algılandı milletimiz tarafından. Bu faydalıdır. Neden? Çünkü iki taraf da dobra dobra ne olduğunu ortaya koydu. Eskiden mazeretler arkasına gizlenilir, “efendim biz de Müslümanız ama...” “benim de anneannem başörtülü ama...” gibi bayat cümlelerle başlayan ifadelere tenezzül edilirdi. 28 Şubat itibariyle malum kesimin derdinin su veya bu değil İslam olduğu anlaşıldı. Bu da taşların yerine oturması açısından yararlıdır hiç şüphesiz.

» Sizce Refah Partisi ve Müslüman kesim 28 Şubat darbesine yeterince direndi mi?

- Müslümanların 28 Şubat’a yeterince direndiğini düşünmüyorum. Biz maalesef korku toplumuyuz. Herkes kendi derdine düştü bu dönemde, sindi, dağıldı. Ve hatta birbirine sırtını döndü, böylece sadece kendini kurtarma politikaları geliştirildi. Geliştirildi de ne oldu? Yine irtica yaftası geldi buldu yapıştı, yani tavizler, doğru yoldan sapmalar iyi sonuç doğurmadı.

» Görüyoruz ki ordunun içindeki darbe planları 28 Şubat ile bitmemiş. Ondan sonra Kafes, Balyoz ve daha belki de bilmediğimiz çok sayıda darbe planı sürekli konuşulmuş. 28 Şubat sizce onlar açısından yeterli olmadı mı? Neden 28 Şubat’tan sonra da darbe planları devam etti?

- 28 Şubat 1000 yıl sürecek dediler, belki bin yıl sürmez ama hala sürdüğü kesindir. 28 Şubat bir çeşit sosyal mühendislik projesinin başlangıcıdır, bitişi değil. Yalnız bu arada hesapta olmayan bir şey oldu ve 28 Şubat’ın mağdurlarını Türkiye insanı tekrar iktidara taşıdı, bunu öngöremediler 28 Şubat’ın mutfağında olanlar, ayrıca bunun sonuçlarını da doğru okuyamadılar. Uzlaşı noktasına kaymak yerine kibirle hırçınlaştılar, Kafes, Balyoz vesaire bunun urunudur. Su anda bizler konuşurken dahi bir şeylerin planlanmadığına emin olamayız.

» Sizce bugün hala darbe tehdidi var mı?

- Evet var. Darbeler ille de tankla olmuyor, yargı eliyle, yasama eliyle, suikast girişimleriyle olabiliyor, bütün bunları göz önüne alınca hala darbe ihtimalinin olduğuna inanıyorum.

» Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bugün Ergenekon ve darbe planları konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- AK Parti’nin bu konuda gösterdiği tutarlılıkla bu ülke insanına en büyük hayırı yaptığına inanıyorum. Ak Parti de her parti gibi kimi konularda başarılı kimi konularda başarısız olan bir parti oldu, ancak Türkiye’nin bir çok sorununun altında gizli yatan darbe severlere karşı verdiği mücadeleyle takdir topladı. Ancak Anayasa değişikliklerini çok oyaladı, korktu, simdi de bu konuda sıkıntı yaşıyor.

» Sizce bir daha bu ülkede sonsuza kadar darbe yapılamaması için neler yapılması gerekir?

- Ergenekon davasının üzerinde titizlikle durmaya devam etmeli ve bunu Türkiye milletinin gözü önünde, transparan bir sekilde sonuçlandırmalı. Çok uzatmadan, bekletmeden. Bu arada da hiç vakit kaybetmeden, kaybedilen zamanin tekrar kazanılması adına, şu anda mevcut olan müzakere ortamından istifade etmeli, referanduma gitmeli. Demokrasi gerçek anlamda, direkt demokrasi ile işletilmeli. Artık halk konuşmalı...

* * *


MERVE KAVAKÇI KİMDİR?

1968'de Ankara'da doğdu. TED Ankara Koleji'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iki sene okuduktan sonra, başörtüsü yasağı sebebiyle tıp eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ailesiyle birlikte ABD'ye giderek Texas Üniversitesi'nde Bilgisayar Mühendisliği öğrenimini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. Hafızlığını yaparken, önce Refah Partisi, sonra da Fazilet Partisi Hanımlar Komisyonu Genel Merkezi'nde Dış İlişkiler Başkanı olarak görev aldı. 1999 Genel Seçimleri'nde Fazilet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 2 Mayıs 1999’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki yemin töreninde Demokratik Sol Parti (DSP) mensupları tarafindan and içmesi engellendi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartıldı, Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Kavakçı beş sene siyasetten yasaklandı.

Siyasi mücadelesinin kesintiye uğramasından sonra yurt dışı faaliyetlerine hız verdi. Washington’a yerleşti. ABD ve Avrupa üniversitelerinde, İngiliz Parlementosu’nda, Amerikan Kongresi’nde ve aralarında Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Parlementolararası Birlik’in bulunduğu uluslararasi organizasyonlarda konferans verdi. Harvard Üniversitesi'nde Kennedy School of Goverment'ta Türkiye'yi temsilen Edward M. Fellow programına seçildi. Burada Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı. Howard Üniversitesi'nden Siyaset Bilimi doktorasını aldı. Halen Washington’da George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde milletvekilliğinin engellenmesi konusunda açtığı davayı 2007’de kazandı. Anadolu’da Vakit Gazetesi'nde de köşe yazarlığı yapan Kavakçı’nın siyasi hayatını konu alan "Başörtüsüz Demokrasi"- "Tarih içinde Tarih" isimli kitabı Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızcaya çevrildi. Anadolu'da Vakit Gazetesi'nde kaleme aldığı köşe yazılarını kitaplaştıran Kavakçı, hem Türkiye hem de dünya siyasetine ilişkin görüşlerini kalıcı hâle getirmiş oldu. Dünyanın Güzel İnsanları, Siyasetin Oyunu, Batı'da Müslüman Olmak ve Örtünün Altında Kalanlar adlı dört kitabı Beyan Yayınları'ndan çıktı.


Arife Köse, Merve Kavakçı ile röportaj


(YARIN: Yıldız Ramazanoğlu)


» Bağımsız Sesonline. net






» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla