| |
2004-08-13 - 10:34:00
Tüccar politikacılık ve arsızlık
İnsan bir taraftan üzülüyor, bir taraftan sinirleniyor. Bir kaza oluyor, ardından bir kaza daha. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Ama ulaştırma ile ilgili Bakan Binali Yıldırım Bey istifa etmeyi düşünmediğini son derece tuhaf gerekçelerle açıklıyor.
“Karayollarında her yıl 4700 kaza oluyor, 5 bin kişi ölüyor” diyor. Yetmiyor, “Bugün Elazığ’da da deprem oldu, 4 yurttaşımız yaralandı” sözlerini sarf ediyor.
Siz kimsiniz? Bu nasıl bir anlayış? Bu cüretkar davranış için cesareti nereden alıyorsunuz? ‘Ben bakanım, her şeyi konuşurum. Ağzıma geleni söylerim. İstediğimi ifade ederim. Nasıl olsa bunların hesabını soracak kimse yok’ rahatlığına nasıl sahip olabiliyorsunuz?
Halk nasıl olsa bizim arkamızda dediğiniz için mi bu davranıştan kaçınmıyorsunuz? Yoksa bu rahatlığınızın sebebi, sizi özel olarak koruyan ve kollayan bir parti başkanı ve Başbakan’ın olması mı?
Özel olarak korunması gereken bir kişi olduğunuza güveniyorsunuz herhalde. O nedenle bu kadar rahatsınız. Öyle ya ‘insanlar bu söylediklerimden rahatsız olur’ kaygınız yok gibi görünüyor.
Ama Bakan Bey, emin olun ki, bu kazalardan sonra konunun birinci dereceden sorumlusu olan bir kişinin yaptığı açıklamalar ve kullandığı sözcükler yurttaşları rencide ediyor; kazalar kadar üzüyor, hatta kimilerini sakinleştirici ilaç almaya yöneltecek kadar huzursuz ediyor.
‘Ben bir hesap yaptırdım, bizim Türkiye’nin muhtelif yerlerinde 3 bin kilometre yeni hat yapmamız için 20 milyar dolar paraya ihtiyacımız var’ diyen bu bakan değil miydi? ‘Hızlandırılmış trene tepki gelebilir’ sözlerine karşı, ‘sen yap, kimse farkına bile varmaz. Çünkü kimse demiryolları ne yapıyor, ne yapmıyor kimse farkında bile değil’ diyen de bu bakan değil miydi?
Eminiz, bunları duyup veya okuyup da sakinleştirici ilaç alma ihtiyacı duyan kabine üyeleri oluyordur.
Her yıl trafik kazalarında 5000 kişi ölüyormuş. Bu bir özür mü? Öyle ise özrünüz kabahatinizden büyük. Bu kazaların olduğu yollar sanki uzay bakanlığına bağlı.
Sığındığınız gerekçe ile trafik kazalarını yapan ve ölümlere yol açanlara da iyi cesaret verdiniz. Öyle ya olağan bir durum bu. 5 bin kişi ölüyormuş. Ne gam. Orada hata şoförlerde, burada da makinistlerde…
12 Eylül darbecileri de yılda 5 bin kişi ölüyor diye darbe yapmıştı. O zaman hiç aklımıza gelmemişti, yahu trafik kazalarında da o kadar insan ölüyor, otomobilleri ve otobüsleri de yasaklayacak mısınız diye sormak… Ne gam.
Raylı taşımacılığa doğru dürüst yatırım yapmayın…
Personel sayısını aşağıya çekin. Az adamla çok iş anlayışını benimseyin…
Bürokrasiye işin ehli olmayan insanları yerleştirin…
Sonra trafik kazalarında da 5 bin kişi ölüyor deyin.
İnsan biraz sıkılır, hatta biraz utanır, yahut biraz üzülmüş gibi yapar.
İnsanın içi daralıyor. Nefesi kesiliyor. Bu rahat davranış öfkelendiriyor. Ama aynı zamanda ciddi bir hayal kırıklığı da yaratıyor.
İnsan, bu ülkeyi yönetenlerin topluma verdiği değeri görünce, irkiliyor. Bu ülkeyi yönetenlerin uzmanlığa ve bilime, hatta teknolojiye verdikleri önemi görünce de kara kara düşünüyor.
Bakan Bey, aman siz istifa etmeyin. Bu davranışlarınızı sürdürün. Bu tür açıklamalarınıza devam edin. Numunelik olarak bu ülkenin tepesinde durun. Çünkü her dönemde böyle bir numuneye ihtiyacımız oluyor.
Ama şunu bilin ki, bu hükümetin en zayıf halkalarından biri sizsiniz. Bundan sonra herkesin gözü sizin üzerinizde olacak. Bakanlığınızın her icraatı, sizin her atamanız büyüteçle incelenecek.
Başbakan ile yakın ilişkileriniz hep gözlenecek. Sizin neden bu kadar korunmaya mahzar olduğunuz araştırılacak, hakkınızdaki en küçük bir iddia bile mercek altına alınacak.
Ta ki siz o koltuktan kalkana kadar.
Ama bununla da bitmeyecek. Bakın ne bakanlar geldi, ne bakanlar da Yüce Divan Yolu’na gitti. Şimdi siz iktidardasınız, rahat olduğunuzu düşünüyorsunuz. Fütursuzca konuşabiliyorsunuz. Ama bu hep böyle olmaz. Devran döner…
Demek trafikte de her yıl 5 bin kişi ölüyormuş, öyle mi?..
|
|