2005-05-20 - 15:46:00

Toplama kampları (7)

Nasyonal Sosyalistlerin toplama (temerküz) kamplarını (Konsentrationslager) kurmaları 1933’te iktidara gelmeleriyle başlar. Bu kampların ilk biçimleri SA’ların siyasi düşmanlarını yakalayıp götürdükleri, dövdükleri, işkenceden geçirdikleri, öldürdükleri SA hapishaneleri, terkedilmiş depolar, eğitim kampları, Nazi partisi binaları gibi yerlerdi. İlk kamplardan Kemna, Vulkanlager, Hohnstein, Columbia Haus sonradan kapatıldı, geriye altı tanesi kaldı: Dachau, Oranienburg, Fuhlsbüttel, Esterwegen, Sachsenburg ve Lichtenburg dışındakiler kapatılacak, yerlerine daha büyük ve kalıcı kamplar açılacaktı.



DACHAU, AUSCHWITZ VE DİĞERLERİ

SS’lerin Münich yakınlarında Mart 1933’te kurdukları Dachau, daha sonraki toplama kampları için örnek oluşturdu. Himmler adamlarından Theodor Eicke’yi Dachau’nun başına getirmişti. Ertesi yıl kampların hepsinin yönetimi SS’lere geçince, Eicke kampların baş yöneticisi ve oralardaki Ölüm Birimleri’nin genel komutanı oldu. Oranienburg’daki kamp, sütün kampların karargâhı haline getirildi.

Eicke tutuklulardan disiplin, itaat, çok çalışma ve “erkeklik” istiyordu. Prusya ordusundan öğrendiği örneklerle, bitmek tükenmez yoklamalar (Appell), bedeni cezalar (Prügelstrafe) ve uzun saatler süren beden eğitimi, hücre cezalarından, “kaçarken vurma”ya, ağaçtan sallandırmadan, aç bırakmaya kadar her türlü uygulamanın yanı sıra, angarya da Eicke’nin olağan uygulamaları arasındaydı.

Kampların ilk kurbanları, Nasyonal Sosyalistlerin siyasi düşmanları (Komünistler, sendikacılar ve diğer anti-Naziler) oldu. Siyasi polis yalnızca rejim muhaliflerini değil, aynı zamanda potansiyel tehlike gördüğü kişileri de süresiz olarak kamplara yolluyordu.

1937’de kamplara sevkedenlerin sayısında önemli bir artış görüldü. O zamana kadar Gizli Devlet Polisinin (Gestapo) politik tutuklularından ibaret olan kamp sakinlerine artık Kriminal Polisin (Kripo) “serseri” olarak tanımlayarak yakaladıkları da eklendi, “Yeni Almanya”ya yakışmayan kim varsa, kampa sevkediliyordu. Himmler 1937’de şunlar söylemişti: “Herkesin bir kez olsun temerküz kamplarını ziyaret etmesi çok öğretici olacaktır. Görünce inanacaksınız ki, hiç kimse haksız yere orada değildir. Onlar suç işleyen ayak takımı ve uygunsuzlardır. Kalıtım ve ırk yasalarının bundan daha iyi göstergesi olamaz. Oradakiler beyinleri su toplamış şaşı, sakat, yarı-Yahudi ve ırk olarak aşağılık unsurların oluşturduğu bir yığındır. Şimdi hepsi bir aradalar. Onları ideolojik olarak eğitmiyoruz, emirle eğitiyoruz, çünkü onlar zaten köle zihniyetlidirler.”

Dachau örnek alınarak, 1936’da Oranienburg yakınında Sachsenhausen, 1937’de Weimar civarında Buchenwald, 1928’de Bavyera’da Flosenburg ve Yukarı Avusturya’da Mauthausen, 1939’de Mecklenburg kampları kuruldu.

Önceleri Yahudilere dönük özel bir toplama yoktu, ancak yukarıda anılan gruplara dahilseler kampa gönderiliyorlardı. Yahudileri sindirmek, ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal hayatından silip atmak, Almanya’dan kaçırmak için başka yöntemler kullanıyorlardı, SA ve SS’ler Yahudilerin dükkanlarına, evlerine saldırıyorlar, mahallede tanıdıkları Yahudileri dövüyorlardı. Ama, 1938 Kasım’ındaki Kristaller Gecesi’nden itibarın deportasyon başladı. O gece sinagoglar ve dükkanlar yakıldı, evlerde sürek avı başlatıldı, 35 bin erkek Yahudi alınıp kamplara sevkedildi. Fakat, niyet onları orada tutmak değil,. sürmek olduğundan, ülkeyi terketmeleri için çoğuna göç kâğıdı verildi.

Savaşın başlamasıyla kamplar birden bire önemli bir işlev kazanacaktı. İşgal edilen ülkelerden çok sayıda insan bu kamplara getiriliyordu. Mevcutlar yetersiz kaldığı için 1940’ta Yukarı Silezya’da Auschwitz, Hamburg’da Neuengamme, 1941’de Alsace’ta Natzweiler. Silezya’da Gross Rosen, 1942’de Danzig’de Stutthof, 1943’te Polonya’da Lublin-Madianek, Hollanda’da Vaught, 1944’te Saksonya’da Dora-Mittelbau, Hannover’de Bergen-Belsen kampları açıldı. Treblinka, Sobibor, Majdanek, Ravensbrück, Babi Yar diğer önemli toplama kamplarındandı.

Kamplarda muhkûmları kolayca ayırdetmek için giysilerine numara işleniyor (Auchswitz’de dövmeyle kollarına da yazılıyordu), yakalarına ise farklı işaret takılıyordu: Politik tutuklular kırmızı, Yahudiler sarı, kriminaller yeşil, “asosyaller” siyah, eşcinseller pembe yıldız takıyorlardı. Ayrıca yıldızların üzerine tutuklunun ülkesinin baş harfi yazılıyordu.



KÖLE EMEĞİ

Kamplar sonradan köle-işçi yığınaklarına dönüştü. Başlangıçta SS’ler kamplarda kurdukları işletmelerde tutukluları çalıştırıyorlardı. Savaş başlayınca, o işçileri Alman sanayicilerine kiralamaya başladılar. Faşizmin önde gelen destekçilerinden kimya karteli IG-Farben, Auchswitz yakınlarında sentetik boya ve lastik fabrikası kurdu. Dora-Mittelbau kampı orta Almanya’daki fabrikaların hizmetine sunuldu. Derken, sadece bu amaçla, “Aussenkomandos” denilen ilave kamplar açıldı. Dachau’da 168, Buchenwald’da 133 çalışma kampı oluşturuldu. Matthausen’a bağlı Gusen, Buchenwald’a bağlı Ohrdurf işçi kamplarındaki vahşet asıl kamplardakinden az değildi.

Bir-iki örnek verelim: 1940-42 yılları arasında Auschwitz’e bağlı olarak, yöredeki fabrika ve madenlerin yanında 40 kadar ilave kamp kuruldu. Tutuklular silah ve kimya fabrikalarında, maden ocaklarında çalıştırıldılar. 1943 Ocak ayında silah sanayiinde 60.837 işgünü, 1943 Kasım’da 537.000 işgünü tutukların köle emeğine ait rakamlardı. IG-Farben Himmler’in en gözde firmasıydı. IG-Farben Monowice’deki kampın yanına sentetik petrol ürünleri fabrikası kurdu ve satın aldığı iki maden ocağının yanına ilave kamplar kuruldu. Monowice’deki fabrikalarda çalışan bir doktor koşulları şöyle anlatıyor: Çalışma koşullarına bir insan ancak 3-4 dayanabilirdi. Görevim doktorluk olduğu için benim koşullarım ağır değildi. Günde 500-600 hasta geliyordu. İş sırasında korkunç boyutlarda dayak vardı, her gün 10 kişi ölü ya da yarı-ölü getiriliyordu.”

Çalışamaz hale gelen tutuklular değiştiriliyor ve gaz odalarına götürülüyordu. Üç yıl içinde IG-Farben’in Auschwitz fabrikalarında 30 bin tutuklu öldü. Mahkûmlar, IG-Farben fabrikalarında kendilerini öldürecek Cyclon-B gazını da üretiyorlardı.



GAZ ODALARI

Hitler 1939 başlarında, iyileşemeyecek kadar hasta olan kimselerin yük teşkil ettiklerini ve gaz odalarında öldürülmeleri gerektiğini söylüyordu. Sonra gaz odaları kamplarda kuruldu. Gaz odalarında öldürülenlerin cesetlerini yakmak için insan fırınları (krematoryumlar) kuruldu.

1942’de Polonya’daki Belzec kampında 600.000, 1942 Mayısında kurulan Sobibor’da 200.000, Çekoslovakya’da Treblinka kampında 900.000 kişi öldürüldü. Bu insanların çoğu Yahudi ve çingeneydiler. Belzec’ten sadece iki kişi sağ çıkabilmişti. En büyük ölüm kampı Auschwitz ve Birkenau (Auschwitz-II) kamplarıydı. Bütün Avrupa’dan toplanarak kamplara tıkılanlardan 10 milyon kişi ölmüştü, bunların tam 4 milyonu Auschwitz’de öldürüldüler. Öldürülen toplam 10 milyon insanın 6 milyonu sadece etnik ve dinsel kimliklerinden dolayı imha edilen, soykırıma tabi tutulan Yahudiydi.

1945 Ocak ayında kamplarda 700.000 kişi bulunuyordu. Müttefik ordularının ilerlemesi üzerine SS’ler kamplardaki insanları Almanya’nın içlerine doğru ölüm yürüyüşüne çıkardılar, 200.000 kişi de orada öldü.

Dünyaya üstün ari ırkı ve Alman ulusu hakimiyetinde ebedi barış getireceğini söyleyen Nasyonal Sosyalizm 52 milyon insanı ölüm ülkesindeki ebedi barışa göndermiş ve gelmiş geçmiş en lanetli, en meş’um ölüm makinesi ve onun ideolojisi olarak insanlık tarihine geçmişti.

Böylesine dehşet verici insanlık suçunun büyüklüğünü ve vahimliğini Türkiye’de kavrayamayan, olaya önem vermeyen çok kimse var. Bunlar arasında, bir Federal Alman milletvekiline “Hitler’e sahip çıkmadınız” diye tarizde bulunan ve hayatı boyunca utanç duyması gereken o sözünün ne denli insansızca olduğunu kavramadığı için öyle dediğini TRT ekranlarında (bir Ermeni soykırımı tartışmasında) tekrarlayan yazar Alev Alatlı da bulunuyor.

Aradan 60 yıl geçmiş olsa bile, insanlığın kollektif belleğinde Nasyonal Sosyalizmi ve II. Dünya Savaşı dehşetini diri tutmanın önemi bundan da belli değil mi?













» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

 

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla