2006-06-26 - 15:51:00

Behzat ile Yasemin'i hatırlamak

BEHZAT İLE YASEMİN'İ HATIRLAMAK, "BİRARADA YAŞAMI SAVUNMAK"...



Yılın en uzun günlerinden, en kısa gecelerinden biriydi. Dokuz yıl önceydi. Yıl 1997, aylardan Haziran, ayın on yedisiydi. İstanbul’da Küçükyalı Cihadiye caddesinde bir apartmanın bodrum katında genç bir kadın ile genç bir erkeğin kurşunlanmış bedenleri yatıyordu. Üç çay bardağı vardı sehpanın üstünde. Çaylar demlenmiş, uzun uzun konuşulmuş olmalıydı. Belli ki konukları vardı Behzat ve Yasemin’in. Bir tanıdıkları, bir arkadaşları, bir yoldaşları olmalıydı. Yılın en kısa gecelerinden biriydi, Behzat ve Yasemin’in ömürlerinin de en kısa gecesiydi.

Konukları vardı az önce. Kim bilir, Behzat’ın cezaevi arkadaşlarından biriydi. Belki de bir zamanlar başka bir dünya için birlikte savaştığını düşündüğü bir omuzdaşıydı konuk. Belki de evde bulunan cezaevi fotoğrafında örgüt bayrağı altında birlikte oldukları can ciğer arkadaşı.

Kapı çalındığında tereddütsüz açmış olmalılar. Kırılıp dökülmemiş hiçbir şey. Belki de “fırtınalarla boranlarla denenmiş” bir arkadaşlıktı kapıyı tereddütsüz açtıran. Oysa “siyaset” sinsi ve soğuktu. Behzatla Yaseminin bir başka Haziran akşamını göremeyecek bedenlerinin yanında bir not vardı ve sehpanın üzerinde üç çay bardağı. Ve bedenlerine sıkılmış “arkadaş” kurşunlar.

Gece yarısına doğru Behzat ölüydü, Yasemin yaralı. Yasemin de 18 Haziran sabahını göremedi. Hastanede öldü. 17 Haziran 1997 gecesi ziyaretlerine gelen eski arkadaşları tarafından kurşunlanarak, katledildiler. İnfazdan sonra bir bildiri bırakan katiller Behzat Yıldırım ve Yasemin Devrim Ildırten'i kendi örgütlerinden ayrıldıkları gerekçesiyle cezalandırdıklarını açıkladılar. Bir an tereddüt etmişler miydi? Behzatla Yasemin yüzünde o son anda gördükleri neydi, şaşkınlık, hüzün, korku, yoksa keder mi?

"Örgüt anayasasına aykırı davranan ve uyarılara rağmen devrim nikahı kıydıran, örgütümüz hakkında itiraflarda bulunan iki hain tarafımızca cezalandırılmıştır" yazılı bir not bırakmıştı katil(ler) gazete haberlerine göre. Behzat 32 ve Yasemin 30 yaşındaydı. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Kadıköy ilçesine üye olmuşlardı yakınlarda. Bir başka yol seçmişlerdi, bir başka sol seçmişlerdi, artık yeni şeyler söylemek istiyorlardı.

O günlerde ÖDP yöneticisiydim. Behzat’ın ailesini, yakınlarını ziyaret ettik. Bir akrabasının neredeyse infazı meşru gören halini ve soğukkanlılığını / ruhsuzluğunu unutmam mümkün değil. Şiddet “yüreklerin kulaklarını” sağır etmişti. Behzat’ı Başıbüyük mezarlığında toprağa verdik. Yasemin’i Avcılar Füruzköy mezarlığında. Avcılar camisi avlusunda musalla taşında yapayalnızdı Yasemin. Gözleri birilerini arıyor olmalıydı. Yoklardı. Musalla taşının önünde saf tutmanın dinsel vecibe değil, ölüyü yalnız bırakmamak olduğunu düşündüm o an. Sonra Küçük Çekmece gölüne bakan Füruzköy mezarlığında gömdük Yasemini. 19 Hazirandı. Ölüler ne kadar yalnızdı. Behzat ve Yasemin ne kadar yalnızdı. Mezarları bile ayrı kıtalardaydı.

Cinayetten sonra “sol içi şiddet” saçmalıklarını işittim çokça. Sanki “sol içi şiddeti“ doğuran aslında şiddetinin her hangi bir biçimini meşru gören, göz yuman zihniyetin kendisi değilmiş gibi. “Sol içi şiddet” kavramının kendisi bir tür şiddet kutsamasıydı aslında; Mahcup bir şiddet savunusuydu. Şiddete karşı amasız fakatsız tutum almadan Behzatlar ve Yaseminler yaşatılabilir miydi hiç!

Behzat ve Yasemin ÖDP üyesiydi. Yaşasalardı kim bilir 2006’nın 25 Haziranında ilçeleri Kadıköy’de ÖDP’nin düzenleyeceği “bir arada yaşamı savunalım”> şenliğine katılacaklardı. Belki de ÖDP içinde bir arada yaşayamayıp, ayrı düşmüş olacaklardı çoktan. Belki yine de bu eyleminin fikrinden heyecan duyup “bir arada yaşayalım” demeye geleceklerdi.

ŞİDDETE SIFIR HOŞGÖRÜ

ÖDP “bir arada yaşamı savunalım” şiarıyla yurttaşları 25 Haziran’da Kadıköy iskele meydanına çağırıyor. Kadıköylü Behzatla Yaseminin katledilmesinin 9. yılında “bir arada yaşamı savunmanın” şiddete sıfır hoşgörüden geçtiğini düşünüyorum.

Solun yeni şeyler söylemeye başlaması demek, şiddete amasız fakatsız tutum alması değil mi aynı zamanda. Behzat ve Yaseminin kurbanı oldukları şiddetin kılığının, ambleminin; cinayetin faili örgütün rumuzunun, yazımındaki nüansın kıymeti yok. Aslolan şiddetle aramıza kesin bir mesafe koymak.

Hikmet Fidan cinayeti de, Behzat ve Yaseminin katledilmesi de, Diyarbakır sokaklarında çocukların öldürülmesi de, çetelerin cinayetleri de, mahkemelerde aydınların linç edilmeye kalkışılması da şiddete tapmanın sonucu sadece. Ve ayrımsız hepsi bir arada yaşamayı tehdit ediyor.

BİRARADA YAŞAMI SAVUNMAK VE ÖNEMLİ BİR KOPUŞ

Tam da bu yüzden “birarada yaşamı savunalım” şiarı sol açısından çok önemli bir dönüm noktasına, bir kopuşa işaret ediyor. (Ya da etmeli). Umarım bu şiar bir politik anın ihtiyaçlarıyla sınırlı kalmaz ve radikal bir şiddet eleştirisi haline gelir. Mesele sadece devletin yurttaşlara karşı şiddetine karşı tutum almak değil; aynı zamanda ve tereddütsüz bir biçimde yurttaşların yurttaşlara, insanların insanlara, örgütlerin bireylere, canlıların canlılara yönelik şiddetine de amasız fakatsız tutum almaktır mesele. ÖDP’nin bunu yapmak istediğini umuyorum, ümit ediyorum.

25 Haziran Pazar günü Behzat ve Yaseminle; dokuz yıl öncesinin 17 Haziranıyla karşılaşmaya hazır mıyız?





» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

 

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla