| |
2006-07-01 - 10:33:00
1936 İspanya Baharı (1)
70 yıl önce İspanya’da tarihsel olaylar yaşanıyordu. İlkbahar aylarıyla birlikte İspanya Baharı başlamıştı. Fakat çok geçmeden bu bahar faşist saldırıyla kana bulandı, halkın kurmak istediği kendi sistemine müsaade etmeyen içeride İspanyol, dışarıda Alman-İtalyan-Portekiz faşistleri İspanya’nın bayramını bir kaç ay içinde yasa çevirdiler. İspanya Savaşı’nın başlamasının 70. yılı (17 Temmuz 1936)vesilesiyle Kızılcık Dergisi için hazırladığım yazıyı genişleterek bölümler halinde Sesonline.net’te sunmakla tarih belleğimizi tazelemek istedim.
* * *
İspanya Savaşı konusunda Türkçe’de yayınlanmış başvurulabilecek kaynaklar anımsayabildiğim veya saptayabildiğim kadarıyla şunlar:
Türkiye’de on yıl öncesine değin İspanya Savaşına dair bilgilendirici pek az kitap basılmıştı. Saptayabildiğim kadarıyla, Hikmet Kıvılcımlı’nın “İspanya’da Neler Oluyor?” ve 1936’da Suphi Nuri İleri’nin yazdığı 37 sayfalık “İspanya Sınıf Kavgası” kitapçıkları o sıralardaki telif yayınlardır. Suda Yayınlarından çıkan, İtalyan sosyalist politikacı Pietro Nenni’nin “İspanya’da İç Savaş” kitabı dilimizdeki ilk kapsamlı yayındı (Çev. Orhan Suda). Ayrıca: Hürriyet Yayınları tarafından 1976’da yayınlanan Pierre Borue ve Emile Temime’in (Çev. Aydın Emeç) “İspanya İç Savaşı”, T. Kakınç’ın yazdığı (edebiyatçı ve sinema eleştirmeni Tarık Dursun Kakınç) Akşam Gazetesi Yayınlarından “Franko Kimdir, Falanjizm Nedir”, bir çeşit anı-roman da olsa hayli bilgi veren André Malraux’nun Attila İlhan çevirisinden “Umut” (Ağaoğlu Y., İstanbul, 1967), “Lorca’nın Öldürülüşü” Ian Gibson (Çev. Murat Belge, Cem Y., İstanbul, 1976) ve nihayet savaş görüntülerinden yapılmış belgeselden aynı adla kitaplaştırılmış fotoğraf albümü "Madrid’de Ölmek" (Çev. Babür Kuzucu, Yöntem Y., 1973.)
Ama yakın yıllarda yeni çevrilen kitaplarla Türkçe bibliyografya genişlemiştir: İspanyol Devrimi, Lev Troçki, (Çev. Emrah Dinç—Umut Konuş), Yazın Y. 2000; İspanya’nın Kanı, Ronald Fraser (Çev. Yavuz Alogan), Belge Y, 1995; Halk Silahlanınca—Durruti ve İspanya Anarşist Devrimi, Abel Paz (Çev. Gün Zileli), Kaos Y, 1996; Anarşinin Kısa Yazı— Buenavenuto Durruti’nin Kısa Yaşam Öyküsü, Hans Magnus Erzenberger, (Çev. Mehmet Aşçı), Ayrıntı Y. 1995; İspanyol Kanı, Michel del Castillo (roman, Çev. Aykut Derman), Can Y., 1997; Bask Ülkesi ve Katalonya--İspanya İç Savaşı, Manuel Romero (Çev. Masis Kürkçügil), Yazın Y. 1996.
HALK CEPHESİ HÜKÜMETİ
16 Şubat 1936’da Halk Cephesi (Frente Popular) seçimleri kazanmış, hükümet kurmuş, siyasal olan ve olmayan halk örgütlenmeleriyle birlikte ekonominin yeniden düzenlenmesi, toprak reformu, millileştirme, sağlık, eğitim seferberliği gibi önemli girişimlere hazırlanıyordu. Ne var ki, büyük sermaye ve büyük toprak sahiplerinin çıkarları doğrultusundaki askeri birlikler, General Francisco Franco komutasına giren Fas sömürge lejyonuyla harekete geçtiler, yedekte yerli halktan devşirilmiş, hunharlıklarıyla ünlü, İspanyolca “regulares” denilen Faslılar da vardı. Birlikler Cebel-i Tarık’ı aşıp güneybatı İberya’ya geçerek darbeyi fiilen başlattılar. Aynı anda ülkenin çeşitli kent ve kasabalarında da falanjistler katliamlara giriştiler, kimi yerlerde kent yönetimlerini ele geçirdiler. İspanya ordusu 50’yi aşkın garnizonuyla faşistlere katıldı. Subaylar neredeyse tamamen demokrasinin karşısında yer aldılar. Er ve erbaşlardan komutanlarına isyan ederek Cumhuriyete bağlı kalanlar da oldu, faşist subayların emirlerine itaat edenler de. O yılların İspanyası kadar politize olmuş, ayrıca emekçileri sendikalarda, meslek birliklerinde örgütlenmiş bir toplumda böyle olması olağandı. Ordunun tercihi sınıfsal işlevine uygundu, düzenli ordu demek profesyonel asker demekti, ordu bir kurumdu ve kurum geçimlerini askerlikten sağlayanlardan oluşurdu. Yasa gereği zorunlu hizmet olarak o kuruma alınan er ve erbaşlar gelir geçerler, profesyonel hiyerarşi kalırdı, nizami orduyu kurum yapan profesyonelliğiydi.
Devrim ise mevcut askeri-bürokratik makinenin parçalanması, halk örgütlenmelerinin inşa edeceği yepyeni tarzda düzenlenmiş devrimci bir üst yapının şekillenmesi demekti. Halk ve demokrasi güçlerinin seçimle işbaşına geçmeleri iktidara gelmek değildi. Siyasi iktidar devlet olmak demekti ve devlet ile hükümet her zaman aynı olmayabiliyordu. Hükümeti teşkil eden siyasal güçlerle, devleti oluşturan politikleşmiş kurumlar, onların sınıfsal nitelikleri her zaman çakışmayabilir, hatta bazan çatışabilirlerdi. 1936 baharında İspanya’daki durum da böyleydi, Halk Cephesinin hükümet kurması halkın iktidarı değildi. Burjuvazinin ordusuyla, polisiyle, adliyesiyle, sivil muhafız benzeri silahlı birimleriyle halk iktidar olamazdı, seçimleri kazanmak, parlamento çoğunluğuyla hükümet kurmak yetmezdi.
Burjuva devlet aygıtıyla sosyalizm inşa edilemezdi. Zaten, kurumsal silahlı güçler burjuvazinin sınıf egemenliğini tehlikede görür görmez demokratik sistemin karşısına geçerler ve sınıf çıkarlarını faşizmde görecek kesimlerle bütünleşirlerdi. İstisnasız hepsini birleştiren özellik anti-komünizmdi, vatan-millet-devlet diskuru demagojiydi, siyasi propagandaydı: Komünizm gelince vatan niçin elden gitsindi? Komünizm sınıf olayıydı, vatana-millete karşı değil, tam tersine vatan ve millet içindi. Mülkiyetli azınlığa karşı, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi, toplumsal mülkiyete geçilmesi neden vatan hainliği olsundu? Yoksa vatan büyük mülkiyetlilerin mi vatanıydı ki, büyük üretim ve dolaşım araçlarının millileştirilmemesi için komünizmin önü kesilmeliydi?
BANKA-KIŞLA-KİLİSE
İspanya’da da öyle oldu: Halk Cephesi hükümeti kurulur kurulmaz önce kargaşa başlatıldı. Sonra da kargaşayı önleme propagandasıyla burjuvazinin ordusu halkın hükümetine karşı harekete geçti. Böylece, Cumhuriyet, düzenli ordudan yoksun kaldı, kendisini savunmak için yeni baştan ve derhal ordu kurması, milis teşkilatlanmasına gitmesi, işçilere silah dağıtması, nizami savaş yapacak Cumhuriyet ordusunu teşkil için asker toplaması, faşist ordudan Cumhuriyetçi saflara geçmiş deneyimli subaylarla asker eğitmesi, garnizonların karşı-devrime götürdükleri silahların yerine yeni tanklar, toplar, makineli tüfekler hatta sıradan piyade tüfekleri bulması, gönüllü birlikler oluşturması, partizan örgütlenmesini başlatması, faşistlerin psikolojik harbine mukabele edecek örgütlenme ve donanıma kavuşması gerekiyordu. Halk Cephesi, ivedi ekonomik--sosyal dönüşümleri yapmak için kaynak yaratmak zorundayken, faşist kalkışma karşısında halkın kazanımlarını korumak, karşı-devrime yenilmemek için para ve silah sağlamak, yani kaynak israf etmek mecburiyetiyle karşılaşmıştı.
Bütün faşist rejimler için değil ama, çoğu için Banka-Kışla-Kilise sacayağından söz edilir. Geleneksel İspanya’nın en güçlü kurumu olan (çünkü silaha sahip bulunan, zoru elinde tutan) kışla, demokrasinin değil, bankanın yanında saf tutmuştu. Banka (finans kapital) kendi çıkarları için demokrasiyi yıkmalıydı, yıkmak silahla olurdu, ordu ise kurum olarak bu misyona herkesten daha iştahlıydı. Böylece, Banka + Kışla ittifakı kendiliğinden kurulmuş oluyordu.
OTORİTE VE KİLİSE
Kışlayı elde tutmak yetmezdi, zira toplumu ikna etmek için faşizmin de bir ideolojisi vardı. İster ideoloji diyelim, ister demagoji diyelim, mademki faşizm bir politikaydı, bir yönetsel sistemdi, devlet etmçe biçimiydi, onun da diskurları, propaganda unsurları bulunmalıydı.
Faşizmin esas ideolojik silahı milliyetçilik olmakla birlikte, kökü ulus-devletten çok daha eskilere dayanan din, burjuvazi zamanla devrimciliğini yitirip, gericileştikçe, milliyetçiliği bütünleyen bir ideolojik araç haline gelmişti. Büyük sermayenin sınıf çıkarları sarsılınca anti-komünizmi kuduruyor, güçler dengesi el verirse faşizme başvuruyordu.
İdeolojik bakımdan faşizm esas olarak devlet tapıncını had safhaya çıkarır, “otorite manisi”ni azdırır, devlet ile vatan kavramlarını tekleştirir, çok çalışmayı, daha çok çalışmayı, en çok çalışmayı (minimum ücretle, maksimum emek yoğunluğunu) şart koşar. Bunlar da yetmez, aile kurumunu kutsar, aileyi yüceltmek demek erkek tahakkümünü şiddetlendirmek demektir ve faşizm toplumun her alanında erkek kültünün şiddetlenmesidir. Bazı ülkeler hariç tutulursa din bunların hepsini tamamlar.
İspanyol Katolik Kilisesi bütün iç savaş boyunca tamamen faşizmin ve ölümün yanında yer aldı, mutaassıp halkın din duygularını kullandı, Tanrı’yı ve İsa’yı savaşa sürdü, halkın ve demokrasinin karşısında meşum bir rol oynadı. Böylece, tarihte İsa’yı ve ona atfedilen bir insanseverliği dilinden düşürmeye düşürmeye insandan ve aydınlıktan yana olanlara kan kusturmuş Engizisyon Mahkemelerinin İspanyol Kilisesi, yüz yıllar süren gericiliğini yineliyordu: Kilise “Komşunu seveceksin” diye öğüt vere vere insanları faşistlere katılmaya çağırdı, onlara katılmak demek, komşusunu öldürmek, faşistlere ihbar etmek, malına, eşyalarına göz ve el koymak demekti.
General Franco’nun ünlü bir parolası vardı: “Biz Katoliğiz, İspanya’da ya Katolik olunur, ya da hiç bir şey, bu böyle biline” diyordu Caudillo. İspanya Ruhban Meclisi’nin başındaki Kardinal Goma Y. Toma’nın söyledikleri ise savaşın önemli bir yönünü göstermekteydi: “Olaylar ancak silah gücüyle yatışır. Bu kokuşmuş laik hukuk düzenini kökünden söküp atmak farzdır” diye buyuruyordu Kardinal. Banka+Kışla+Kilise sacayağının bundan âlâ örneği mi olurdu? Birisi (Kışla) biz Katoliğiz diye tepinecek, öteki (Kilise) silahlı kuvvetleri vazifesini yapmaya çağıracak...her ikisi de fiilen emeğe karşı kapitalin çıkarlarını korumakta birleşecekler.
İSPANYOL GARNİZONU - BASK ÜLKESİ
Kışla—Kilise birliğinin soyut bir anti-komünizm olmadığına, ekonomik çıkarlara dayandığına dair bir başka olay da Bask sorununda görüldü. Bask milliyetçiliğinde etkili bir güç olan Bask Katolik Kilisesi Cumhuriyet Anayasa’sındaki laik ilkelere karşıydı. Temmuz 1936’da faşistler darbeyi başlattıklarında, hedeflerini sıralarken, Katalan ve Bask halklarına verilmiş bütün ulusal hakları derhal geri alacaklarını söyleyince milliyetçi (ulusal burjuva ve küçük burjuva nitelikli) Bask partisi Cumhuriyetçilere katıldı. 1 Kasım 1936’da İspanya Parlamentosu (Cortes) Bask Ülkesi’nin özerkliğini onayladı. 7 Kasım’da Bask Ülkesi Otonom Hükümeti kuruldu, hükümette cumhuriyetçi, sosyalist ve komünist partiler yer aldılar. Savaşta, Bask ülkesinin komünist ve sosyalistleriyle, burjuvaları ve Katolikleri omuz omuza çarpıştılar. Bu durum, İspanya Savaşı’na dair atlanmaması gereken bir noktadır. Veya, Katalonya’da Barcelona’nın 45 km.yakınında Montserrat Manastırı vardır. Jeolojide Horst denilen, dimdik basamaklar gibi yükselen dar bir tepenin üzerinde, kartal yuvası gibi bir Katolik mabedidir. Franco sağken bile rahipler ‘Bütün İspanya da General sadece Mantserrat’ya giremedi, ele geçiremediği, askerini yollayamadığı tek yer burasıdır’ diye çekinmeden övünürlerdi. [Manastırın diğer bir özelliği de dünyadaki en ünlü Siyah Meryem’in orada bulunmasıdır. Katolikliğin Afrika misyonerliği amacıyla olsa gerek Filistin’li Meryem'i zenci yapması kendi propagandası icabıydı, ama İspanyol ırkçıları Montserrat’ya hükmetselerdi, muhtemelen o heykeli oradan kaldırırlardı.]
Şu halde, din hiyerarşisindeki en yüksek kurul olan İspanya Ruhban Meclisi’nin bütün İspanya milliyetlerine ait olmadığı, sadece İspanyol Ruhban Meclisi olduğu (ezen ulus milliyetçiliğinin dinsel organı gibi davrandığı) ve savaşı başlatarak solu ezmek, halkı sindirmek isteyen İspanyol (tekrar edelim, İspanya değil, İspanyol) sermayedarlarının çıkarlarını temsil ettiği ortaya çıkmıştı.
Francisco Franco ‘biz Katoliğiz, Katolik kalacağız’ diye bağırıyordu ama, Bask’lı Katolik din adamlarını kurşuna dizdiriyordu, işkenceden geçiriyordu. Bask Ülkesinden 16 rahip kurşuna dizildi, 278’i tutuklandı, eziyet gördü, 1300’den fazlası istenmeyen adam ilan edildi. Demek ki, Caudillo gerçekte ‘biz Katoliğiz’ demiyordu, ‘Biz faşistiz ve İspanyoluz’ diyor, İspanyol olmayan, ezilen milliyetten olan din adamlarını öldürüyordu, hapsediyordu. Şefin Katolikliği tıpkı kendisi gibi palavraydı, her şey milliyetçilik içindi, milliyetçilik finans kapital ve büyük toprak sahipleri için.
_______________________________
(*) Yararlanılan kaynaklar: La Guerre d’Espagne, Hugh Thomas, Ed. Poche, Paris 1967, The Spanish Civil War, Antony Beevor, Cassel Military, Londra 2001, Condor Legion, Wehrmacht’s Training Ground, Ian Westell, Londra 2004, Marxism and the Failure of Organized Socialism in Spain, Cambridge Universty Press, 2003, Die Kinder von Guernika, Hermann Kesten, Limes-Verlag, ilk basım Wiesbaden, 1948, son basım 2004; Le Jour où Guernica mourut, Thomas G.—Morgan-Witts M., Belfond, Paris 1977, Die Internationalen Brigaden im Spanishen Bürgerkrieg, Angela Berg, Klartext-Verlag., Freiburg, 2005, Kampf der Erinnerungen, Walther Bernecker, Graswurzelrevolution V., 2006, The Assassination of Federico Garcia Lorca (Genişletilmiş basım) Penguin Books, Londra, 1983, Des Createurs contre la barbarie, Emilio Sans de Soto, Le Monde diplomatique, Nisan 1997, (aynı gazetenin savaşın 50. ve 60. yıldönümlarindeki Şubat 1986, Temmuz 1996 özel dosyaları), Devrimler ve Karşı-devrimler Tarihi Ansiklopedisi, Gelişim, İstanbul 1975, Yeni Düşün Dergisi, Özel Sayfalar, Temmuz 1985.
|
|