2006-09-30 - 00:24:00

Sevmek zorunda değilsiniz, ama...

Öyle yetiştirildiniz. Kendinizinkinden başka türe yaklaşamıyorsunuz. ( Aslında kendi türünüzdekilere ne denli yakın olduğunuz da kuşkuludur bu durumda ya… ) Korkuyorsunuz ya da tiksiniyorsunuz. Sevmek zorunda değilsiniz. Ama karşılaştığınızda bir tekme atmak zorunda da değilsiniz. Ya da benzin döküp yakmak. Kuyruğunu kesmek, boynuna sıkıca ip bağlamak... Evet sevmek zorunda değilsiniz gerçekten. Ama hakları olduğunu, en başta da tıpkı sizin gibi yaşama, üreme, türünü sürdürme hakkı olduğunu kabul etmek ve saygı duymak zorundasınız…

Onlar da tıpkı sizin gibi, yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler. Yabani türden olan bütün hayvanlar da, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üreme hakkına sahiptir. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik acı çektiren “deneyler” yapamazsınız. Unutmayın, hayvanlar da tıpkı sizin gibi, “hissetme yetisine” sahiptir...

Tıp tarihçileri, yaygın bulaşıcı hastalıklara bağlı ölüm oranlarında 1900’lerden bu yana yaşanan düşüşün, beslenme ve hijyen standartlarının yükselmesine bağlı olduğunu, hayvan deneylerinden elde edilen bulguların bu gelişmede hiçbir payının olmadığını göstermiştir. Tıp alanındaki önemli gelişmelerin büyük kısmı hayvan deneylerinden bağımsız buluşlar sayesinde gerçekleşmiş: Anestezi, stetoskop, morfin, radyum, penisilin, yapay solunum, röntgen ışını, antiseptikler, CAT, MRI ve PET taramaları; bakteriyoloji ve mikrop / bakteri ( germ theory ) çalışmaları; kolesterol ile kalp hastalığı, sigara ile kanser arasındaki bağın keşfi; HIV virüsünün saptanması vb. Hayvan deneyleri bu ve benzeri gelişmelerde hiçbir rol oynamamış. ( Veriler Peta.org sitesinden edinilmiştir. )

Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye de yararlanamazsınız. Çünkü, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösterilerin tümü hayvan onuruna aykırıdır...

Hayvan haklarını savunan insanlar, hayvanları “yiyecek” ya da “giyim malzemesi”, eğlence ya da deney aracı olarak kullanmanın çok yanlış olduğuna inanır; bütün hayvanların çıkarlarının en iyi şekilde gözetilmesi gerektiğini ve bir hayvanın çıkarlarının gözetilmesi için mutlaka “şirin”, “insanlara yararlı” ya da “soyu tükenme tehlikesi içinde” olmasının ya da herhangi bir insanın onları sevmesinin gerekmediğini savunurlar…

Sırası gelmişken, bir konuya daha değinmem gerekiyor. Eti için üretilen hayvanları beslemek için o kadar çok tahıl tüketiliyor ki. Eğer hepimiz vejetaryen olsaydık dünyada açlık olmazdı. Çünkü, eti için yetiştirilen hayvanlar, verilere göre üretilen mısır ve tahılların yüzde 70’ini tüketiyor. Dünyadaki hayvan sürüleri 8,7 milyar insanın kalori ihtiyacına denk miktarda tahıl tüketiyor... Tahmin edemeyeceğiniz kadar da su… Ahlâki olup olmadığını bir yana koysak bile; düşünebiliyor musunuz ‘sanayi tipi hayvan üretiminin’ insanlığa maliyetini?

Bunları bugün neden mi yazıyorum. Çünkü, 4 Ekim “Dünya Hayvan Hakları Günü”. Yani, tıpkı ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, işkencelere, baskılara, sömürüye karşı çıktığımız gibi, “türcülüğe” de, “bir türün başka bir tür üzerine tahakküm kurmasına” karşı çıktığımızı bir kez daha haykırmanın ve gereklerini yapmanın tam zamanı…Özgürleşme, hayvanların özgürleşmesini de, sömürü ise; hayvanların sömürülmesini de içeriyor. Hayvanların özgürleşmesi ise; insanların özgürleşmesiyle diyalektik bir bütünlük taşıyor, unutmayalım...



Yalçın Ergündoğan, 30 Eylül 2006, Sesonline.net















» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

 

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla