| |
2007-10-06 - 22:23:00
Yaşamı paylaşabilme becerisi...
En ‘akıllı’ tür olduğu inancıyla, her şeyin ve bu arada da her canlının kendisinin kullanımına sunulmak üzere var olduğunu sanan kibirli, bencil ve kendinden emin ‘insan türü’ ilk kez Darwin’in “Evrim teorisi” ile sarsıldı. Ve nihayet, insanlar; “Tanrı'nın özel olarak kendi suretinde yarattığı ve diğer hayvanlardan ayrı tuttuğu canlılar olmadıklarının, tam tersine birer hayvan olduklarının farkına vardı (P. Singer).” Farkına vardılar varmasına ama, şaşkınlıkları bu gerçeğe alışmalarını, kabullenmelerini sağlayamadı. Tepkiler, direnişler, kutsal kitaplardan acil yardımlar zaman zaman bu gerçeğin üstünü bir sis perdesi gibi örtmeye yarasa da, tümüyle karartamadı. Bu gerçek olanca çıplaklığıyla, 15 Ekim 1978 tarihinde de Paris'te UNESCO Evi'nde törenle tüm dünyaya duyurulup ilan edilen “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde de yer buldu. Bildirgenin ikinci maddesinde “bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. ‘Bir hayvan türü olan insan’, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir...” diyor.
* * *
Bu köşede sık sık mensubu olduğum, “insan türü”nün eleştirisine yer veriyorum. Yazdıklarımızın ne denli haklı olduğu da en kısa zaman diliminde binlerce kez, milyonlarca kez kanıtlanıyor. Yaşadığımız küreyi ele alırsak, "insan türü"nün varlığı ve geliştirdiği etkinlikler dünyada çok iz bırakıyor. Türümüz her iz bırakışında, dünyaya daha fazla zarar verme konusunda bir adım daha atmış oluyor. Yakın tarihlerde yaşadığımız küresel felâketler (ilerde yaşayacaklarımız hariç) bunların somut örnekleri, kanıtı. Küresel felaket, küresel yıkımı getiriyor tabii. Küresel yıkımlar sonucunda da dünyada yaşam bulan canlı türlerinden önemlice bir bölümü yok oluyor. Kendisi ile birlikte tüm canlı yaşamını felakete sürüklüyor bizim tür. Oysa ki; ‘en akıllı’ olduğunu iddia eden, diğer 'canlı türleriyle’ arasına kibirli bir mesafe koyan bu tür, hızla dünyadaki (doğadaki) izlerini en aza indirgeyecek şekilde davranmak zorunda. Zor tabii. İnsan türünce oluşturulmuş ekonomik, siyasal düzenler, insan türünün doğadaki “ayak izlerini” en aza indirmek şöyle dursun, daha da arttırmaya, tahrip etmeye ve üzerinde hep birlikte yaşanılan küreyi yok etmeye yönelik ‘akıllı girişimleri' sürekli üretiyor.
* * *
4 Ekim “Dünya Hayvan Hakları Günü”. Yani, tıpkı ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, savaşa, nükleere, işkencelere, baskılara, sömürüye, soykırıma karşı çıktığımız gibi, “türcülüğe” de, “bir türün başka bir tür üzerine tahakküm kurmasına” karşı çıktığımızı bir kez daha haykırma günü. Bu gün vesilesiyle yeniden hatırlatmak istiyorum. İnsan türüne mensup kadınlar zaten çekici ve güzeller. Onların daha güzel olmak için, diğer türlerin mensuplarının kürklerini, derilerini yüzmeye, yüzdürmeye ihtiyaçları yok. Ayrıca, türümüzün tüm mensuplarının da biyolojik yapısı dışımızdaki türleri bizlere sunulmuş ‘gıda’lar olarak görmemizi zorunlu kılmıyor.
Burada sık dile getirdiğim bir yaklaşımı, bir kez daha tekrarlıyorum. Doğanın ve hayvanların ne kendini savunacak ‘avukatları’, ne çıkarlarını koruyacak ‘sendikaları’, ne de ‘oy hakları’ var. ‘İnsan merkezci’ saplantılarımızı, ‘kibrimizi’ terk edebildiğimiz ölçüde diğer türlerle yaşamı daha eşit paylaşabilmeye yaklaşabileceğiz.
Unutmayalım! Hayvanların merhamete, acınmaya, korunmaya değil, haklarının tanınmasına ve saygı gösterilmesine ihtiyacı var...
|
|