2008-05-31 - 11:39:00

Hippi Hasan...

İzmir’e her geldiğimde Alsancak limanı çevresindeki o manzara beni irkiltir, utandırır. Bu kez de öyle oldu. Güzelim İzmir’in dokusunu, Kordon’unu da içine alacak şekilde yok etmeye yönelik Burhan Özfatura’nın Belediye Başkanlığı yaptığı dönemin ibretlik simgeleridir adeta karşılaştıklarınız.

İzmirlilerin gösterdikleri büyük tepkiye tercüman olan rahmetli Ahmet Piriştina’nın girişimleriyle durdurulan katliamın kalıntılarıyla doludur yol kenarı. Denizi doldurup “otoyol” yapma girişiminin kalıntısı beton yığınları ve demir filizlerinin oluşturduğu harabe bir “ibret müzesi” gibidir de aslında. Nasıl bir kâbustu o dönem İzmir için? Hiç sormayın. Dün akşam Özfatura’nın henüz erişemediğinden eski haliyle kalmış Pasaport’ta, deniz kenarındaki kahvelerden birindeydim. Ilık ılık esen İzmir’in imbat rüzgârını içime sindirdim. Arka masadaki kişi, ya uzaklardaki sevgilisine, ya da bir İzmir sevdalısı yakınına dalgaların hışırtısını dinletiyordu cep telefonundan. Ardından da çevrede her daim hazır bulunan kemancının olanca kıvraklığıyla çaldığı kemanın nağmeleri eşliğine güzel bir şarkıyı icra etmesini dinletti cep telefonundan karşısındaki kişiye... Duygu yüklü anlardı arka masa için. Ağzına doğru tutulmuş cep telefonunun uyarıcılığıyla, kemancı solist de anın ‘değerinin’ farkında döktürdükçe döktürdü nağmeleri ağzından... Beni de duygulandırdığının, çocukluk ve gençlik yıllarımı geçirdiğim, doğduğum kent İzmir’de beni de derinlere götürdüğünün hiç farkına varmadı arka masa. Çok hoştu doğrusu...

* * *

Bu köşede sıkça değinmiştim. Anımsarsınız elbette. Konak ve Anakent Belediyelerinin ortak girişimiyle betonlaşan kentin ortasında kalmış oksijen kaynağı bir yeşil alan olan “Kültürpark”ın “otopark” yapılma girişimi de çevreci kuruluşların ve meslek odalarının girişimleriyle durdurulmuştu. Hep merak ederim, ne zaman bu ülkede kamu kaynaklarını, kenti rant kapısı yapmak için harcayanlar, ‘yaşam savunucularının’ müdahalesi sonucunda girişimleri durdurulunca sarf ettiklerini ‘ceplerinden’ ödeyecekler?.. Kordonu doldurarak “otoyol” yapma girişimi için harcanan trilyonlar öyle. Kültürpark’ı “otopark” yapma girişimi için harcananlar da öyle...

* * *

İzmir’deyim ya. Anılarım depreşti. Doğaya, tarihsel dokuya zalimce saldırılar yoğun olunca anıları kendi ortamlarında yaşamak pek mümkün olmuyor. Doğup büyüdüğünüz kentinizde bıraktığınız ‘ayak izleri’ silinip gidiyor. Ne hakları varsa... Buna rağmen eski dostlarla karşılaşmak çok sevindiriyor insanı. Saçlar azalmış, kırlaşmış, yüzde kırışıklıklar artmış tabii. Yine de tanıyor insan ve hemen kucaklaşıveriyor “nerde kalmıştık?” dercesine...

Bizim “Hippi Hasan” (Hasan Şevki Özeren/Bknz.foto) da öyle. Aynen bıraktığımız gibi, saçlar biraz kısalmış, yüz çizgileri daha derinleşmiş ve belirginleşmiş olsa da ruhundaki özgürlük ve ‘otorite tanımazlık’ ateşi hâlâ sönmemiş. İlk gençlik yıllarımızda Hatay Caddesi’nde yer alan yazlık ‘Renkli Sinema’nın yerinde yeller esip koca apartmanlar dikilmişse de, bugün belki kimsenin anlam veremediği adını o sinemadan alan “Renkli Durağı” hâlâ yerinde.

Henüz solculuğa ısınmakta olduğumuz ‘militanlaşmadığımız’ o yılarda (1967-68) Hasan her şeye ilk ‘isyan’ edenlerdendi. Renkli Sinema’da henüz ‘meşhur’ olmamış genç Cem Karaca ve bugünün pek çok ünlüsünün gösterilecek filmlerden önce sahneye çıktığı yıllardı. Çiğdem çekirdek (Ay çiçeği) çıtlattığımız, yanında da ‘sade gazoz’ içtiğimiz yıllar. Şimdi Hasan “o durakta” seyyar tezgahında şapka satıyor. Yine kimseye eyvallahı yok. Polislerin o yıllarda, nasıl da gençleri yol ortasında yerlere yatırıp ceplerinde taşıdıkları makaslarla saçlarını kestiklerini anımsatıyor bana, kendisinden verdiği örneklerle... Dışardan ödediği primle 4 yıl kalan emekliliğinde Datça’ya yerleşmeyi planlıyor şimdi Hasan. Sınırların, din, dil ırk farkının kalktığı, bir anadan doğmuşçasına yaşayacağımız dünya özlemi hiç tükenmemiş Hasan’da. “Hippi Hasan”dı, şimdi “Şapkacı Hasan” olmuş... Hasan’la eski günlere dalmışken, sapsarı saçlarının ve kirpiklerinin arasından mavi gözlerini kırpıştırarak baktığını anımsadığım ilk gençlik dönemi arkadaşlarımdan Cengiz Özdemir beliriveriyor karşıdan. Ak düşmüş saçlarına, bembeyaz bıyığına rağmen tanıyorum O’nu. O beni biraz geç anımsasa da kucaklaşıyoruz. Beni alıyor Hasan’ın yanından “metro” yapımı nedeniyle altüst olmuş Hatay Caddesi’nden ilerleyerek “Saçların Kulağıma Bir Şey Söylemişti” adlı şiir kitabının yazarı Osman Haklı’nın dükkanına götürüyor. Orada arkadaşının kitabını adıma imzalatıp hemen bana armağan ediyor. Çok farklı siyasi düşüncelerimize rağmen, ilk gençlik yıllarının dostluğunun, dayanışmasının verdiği sıcaklığı yeniden duyumsuyoruz... Ne güzel.

Ben o günlerdeki ‘İzmir’imi’ özlüyorum tabii. Dostlarımı, arkadaşlarımı arıyorum... Elinde fırça ve tutkal kovası ile yürüye yürüye, sokaklarını umut dolu afişlerimizle baştan aşağı donattığımız İzmir’i... Ama nerede?..



Yalçın Ergündoğan, 31 Mayıs 2008, Sesonline.net



» Bağımsız Sesonline. Net





» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

 

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla