2008-06-14 - 04:30:00

Radyasyon ve Devekuşu...

Geçen yılki gelişim bir zorunluluk nedeni ile idi. Geçirdiğim beyin kanaması sonrası, tedavi ve ameliyatım için doğduğum ve büyüdüğüm kente koşmuştum. Bu kez, dinlence ve ziyaret maksadı ile gelmiştim İzmir'e. Ama, nedense yaptırma zorunda olduğum yıllık 'diyabet' kontrollerimi İzmir'de yaptırayım dedim. Bu arada hemen her yaz döneminde olduğu gibi yine bir dişimi ağrı sardı ve "dişimi" doğduğum kentte bırakmak zorunda kaldım. Ama bu kez çoktandır ihmal ettiğim tedavi ve onarımımı da Yeşilyurt'ta, diş hekimi Betül Özkayalı'nın güvenli ellerine teslim ettim. Yani tatil, dinlence, doğduğum kent, aile ve dostlarla bir arada olmak derken hem günler geçti hem de bu arada kendime zaman ayırıp bir nevi "bakım ve onarım"ımı tamamladım. Sonuna dek birlikte yaşayacağım "diyabet" (şeker) hastalığının yılda bir yapılması zorunlu tahlilleri sırasında "Gazi Hastanesi"nin kalp kontrolü için sevk ettiği, Kahramanlar semtindeki "Bilim Spect Nükleer Tıp Merkezi"nde yaptırdığım "sintigrafi" sırasında, damarlarıma "radyasyon"u zerk eden genç laborantın 'yumuşak eli', bilgilendiren 'tatlı dili' olmasa, belki de testi yaptırmaktan vaz geçecektim. Öyle ya, nükleerin "santrali"ne de, "bombası"na da, bilinçli yaşamı boyunca karşı çıkmış biri olarak, barışçı ve sağlık nedenli olsa da, damarlarına gel de "radyasyon" zerk ettir... Benim için, olacak şey değildi doğrusu, ama oldu...

Testin özelliği gereği, uzun bekleme aralarında, her geldiğimde mutlaka ziyaret ettiğim "Pak Bahadur"un yıllardır yaşadığı mekânı ziyaret etme fırsatım oldu. Yürüyerek 3-4 dakikada ulaştığım Kültürpark'taki Hayvanat Bahçesi'nde 1953 yılından beri yaşadığı mekânda artık Pak Bahadur (1948 Pakistan - 21 Temmuz 2007 İzmir-Türkiye) yok tabii... Onun yerinde "Begümcan" adlı dişi fil var yalnız başına şimdilerde. Daracık beton zemin üzerinde kızgın kızgın, söylenerek, homurdanarak dolanıp duruyor. Hortumuna kıstırdığı bir ağaç dalını hıncından ve sinirinden yerlere vurdukça vuruyor ve tiz bir boru sesini andıran haykırışı ile ortalığı inletiyor. İnsan türünün ve İzmir Belediye başkanlarının suratına bir şamar gibi patlıyor tutsak filin çığlığı. Hayvanat Bahçesi'ndeki görevliye dert yanıyorum. "Çok acı çektirdik, değil mi?.." diyorum. "Merak etme artık, 1 yıl içinde Begümcan da diğerleri ile birlikte Sasalı Doğal Yaşam parkına taşınacak" diyor...

'Sintigrafi' molası sırasında uğradığım Kültürpark'ta dolaşıyorum. Geçen yıl geldiğimde içinde yürünmeye bile olanak vermeyen 'otopark' inşaatı durmuş. İzmir Büyükşehir ve Konak Belediyelerinin, Kültürpark'ı "otopark" yapma girişimi yaşam savunucularının yoğun uğraşları sonucu mahkeme kararı ile "iptal" edilmiş. Ama inşaatın kalıntıları, İzmir girişinde, Alsancak limanı çevresinde nasıl bir dönemin Belediye Başkanı Burhan Özfatura'nın "utanç abidesi" olarak karşımızda duruyorsa, aynen öylece duruyor. Etrafı perdelenmiş içi betonla doldurulmuş derin çukurlar, yine üzerinde paslanmış, çürümeye yüz tutmuş demir filizleri... Bu kez (Anakent) "Aziz Kocaoğlu" ve (Konak) "Muzaffer Tunçağ"ın "otopark macerası"nın kalıntıları olarak karşımızdalar... Kentin değişik yanlarındaki bu "utanç abideleri" İzmir'in kaderi mi oldu artık?...

* * *

İzmir'de dolaşmayı sürdürüyor ve ilginç bulduklarımı sizlerle paylaşıyorum ya. Bir ilginç ve sinir bozucu durum da Güzelbahçe'de başıma geldi. Çeşme istikametine doğru yol alırken, sahile paralel olarak yol boyunca uzanan "mandalin bahçeleri"nin yerinde çoktandır "yeller" esiyor. Yok hayır. Yeller esse çok iyi. Yel falan kalmamış. Koca koca dev alış-veriş merkezleri, binalar, apartmanlar. İşte Güzelbahçe de, Narlıdere'yi hemen geçince. Güzelbahçe Belediyesi "Halk Ekmek" adı altında bir "unlu mamuller" fırını işlettiriyor. İşte bu küçük tesisin girişinde tel örgülerle çok dar bir alana iki "Devekuşu" hapsedilmiş. Seyirlik olarak. Önlerinde sıcaktan buharlaşmış küçük bir tas su. Dolanıp duruyorlar. İşletmecisine itiraz ediyor, tepkimi belirtiyorum: "İşkence bu!..." Üstlerine branda diktirmekte olduğunu söylüyor yetkili. "Ne zamandır bir türlü diktiremediğini" vuruyorum yüzüne. Hayvanların, insanların eğlence unsuru olmadığını, seyirlik malzeme olarak kullanılamayacaklarını, buradan kaldırılmaları gerektiğini söyleyerek oradan ayrılıyorum. Yolunuz düşerse, "siz de" tepkinizi esirgemeyin... Tepki demişken anımsatayım, bugün (cumartesi) Türkiye'nin her yanında Antalya'da sokak köpeklerinin "turizme feda edilerek" itlâf edilip Varsak beldesi'ndeki bir araziye topluca gömülmeleri protesto ediliyor. Ben İzmir'de olduğum için saat:14.00'de, (Güzelyalı (Göztepe) Vapur İskelesinin karşısı) Recis Kafe'nin arkasındaki koruluk alanda olacağım. Hayvan koruma örgütü HAYTAP'ın düzenlediği "Sizleri koruyamadık, özür diliyoruz!" etkinliğine katılacağım çünkü. Sizler de buyurun gelin. Hem dünyanın yalnızca bizim olmadığını haykırmak, hem de yaşamı savunmak için...

Tüm yaşam savunucuları birleşin!..

Yalçın Ergündoğan, 14 Haziran 2008, Sesonline.net









» » Sesonline.net 'i Facebook'ta takip etmek için tıklayınız
» » Sesonline.net 'i Twitter'da takip etmek için tıklayınız

 

Arkadaşına Yolla Yorum Yolla