![]() Eren Keskin keskineren@gmail.com | ||
2009-11-09 - 19:31:00 Kuşatılmışlık ve gözaltı hissi… Eğer sinemacı olsaydım, üç olayın filmini çekmek isterdim. Biri, “Ermeni soykırımı ve ardında yaşanan korkunç insan hikâyeleri”, diğeri, “Seyit Rıza olayı”, bir diğeri ise; “Struma gemisi ve yaşanan büyük facia”. Geçmişe dönelim ve Struma’yı hatırlayalım: Struma gemisi 1941 yılında Romanya’da, binlerce Yahudi’nin Naziler tarafından katledilmesinden sonra, oradan kaçan 800'e yakın kişiyi taşıyan gemidir. Struma gemisinin motoru bozulunca, gemi Türk sularına sığınır ve Sarayburnu’na çekilir. Gemide üçyüz çocuk vardır. Günlerce aç kalırlar. Sonunda, Amerikan Yahudi komitesinin Hahambaşılığa gönderdiği para ile ihtiyaçları kısmen giderilir. Türk makamları gemiyi kendi sularından geri göndermeye kararlıdırlar. Ve sonunda tüm yardım çığlıklarına rağmen gemi Türk kara sularından çıkarılır. Aç, susuz, ilaçsız, yakıtsız günlerce Karadeniz’de bekler gemi. Ve sonunda 24 Şubat 1942 günü, bir Sovyet denizaltısı tarafından batırılır. Bir kişi dışında kurtulan olmaz... Struma’yı batıran, Sovyet denizaltısıdır ama onları bu faciaya maruz bırakan dönemin TC devleti yönetimidir. Bu nasıl bir devlet anlayışıdır? Nasıl bir insanlıktır? Ve nasıl da bir ırkçılıktır?.. Bu olayı bir kez daha hatırlamama neden olan ise, araştırmacı Rıfat Bali tarafından yazılan, son kitap olan “Devletin Örnek Yurttaşları”dır. Rıfat Bali, çok iyi bir araştırmacıdır. Ve Türkiye Yahudi toplumu hakkında bilgi alabileceğimiz en önemli kaynaktır kendisi. Hiçbir kitabında yorum yoktur. Ama olayları öyle çarpıcı yanlarıyla anlatır ki, artık yoruma ihtiyaç kalmaz. Rıfat Bali, Yahudi toplumunun içinde bulunduğu ruh halini anlatırken, öyle bir cümle kullanmış ki, bence başka hiçbir cümle daha iyi açıklayamaz bu ruh halini… “Kuşatılmış ve gözaltı hissiyatı...” Yaşadığımız coğrafyada İttihat ve Terakki Partisi’nin “Türk-İslam Sentezci” politikası, cumhuriyetin de kuruluş ideolojisi oldu. Türk ve Suni Müslüman kimliği dışındaki tüm kimlikler, Rıfat Bali’nin dediği gibi, “kuşatılmışlık ve gözaltı hissi” içinde yaşamak zorunda kaldılar. Bu coğrafyada yaşayan sağcısı ve solcusu ile büyük bir çoğunluk Anti-Semitizm’in batağına saplandılar. Rıfat Bali kitabında, 6–7 Eylül olaylarında “kışkırtıcı” rol alan “Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti”nin başkanı ve Hürriyet Gazetesi yazarı Hikmet Bil’in, tek parti döneminde yazdığı bir yazıya yer vermiş. Şöyle demiş Bil yazısında; “Beyoğlu’na çıkarsanız, Tünel’den Taksim’e kadar postanede, tezgah başında velhasıl her köşede, sanki Yunanistan’daymış gibi mütemadiyen saygısız bir Rumcanın kulaklarınızı tırmaladığını hissedersiniz. Ermeni Esnaf’ın, gerek resmi gerekse hususi hayatlarındaki dilleri sadece Ermenice'dir. Bu dilde saygısızca tramvayda, vapurda sık sık yüksek perdeden konuşuyorlar. Musevi vatandaşlarımızın durumu bence daha naziktir. Çünkü onlar İspanya muhaciri olmak sebebiyle, anadilleri sayılan İspanyolcaya da tenezzül etmeyip, “fukara tabaka hariç” umumiyetle kendi aralarında, sanki başka dilerin ve bu arada bilhassa Türkçenin kıtlığına kıran girmiş gibi nedense Fransızcayı tercih ederler”. Nasıl da ırkçı bir yaklaşım değil mi? Ancak, Hikmet Bil’in, yalnız olmadığı da bir gerçek. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen toplumda içselleştirilmiş bu ırkçılığın hala varlığını koruduğu, özellikle Yahudi toplumuna karşı “kendilerine demokratım diyenlerde dâhil” nasıl ötekileştirici, nasıl da yalnızlaştırıcı davranıldığını, Anti-Semitizmin nasıl da sıradanlaştığını hiç unutmayalım. Coğrafyamızda, siyasal partiler açısından antisemit dilini en fütursuzca kullanan partiler “milli görüşçülerdir”. Milli Görüş geleneğinden gelen Türkiye Cumhuriyeti devleti başbakanı Tayyip Erdoğan dün yaptığı bir konuşmada, “Müslümanların soykırım yapamayacağını, Darfur’da yaşananların bir soykırım olmadığını” fütursuzca söyleyebildi. Hiç unutmayalım; aynı başbakan bundan bir süre içinde İsrail Devlet başkanına “one minute” derken, sağcılar ve solcular tarafından alkışlandı. Türk-İslam Sentezci ideoloji ırkçıdır ve çok tehlikelidir. Onu bir kez alkışladık mı, bu mikrop hepimize bulaşmış demektir. Biliyoruz ki bu alkışı yapmayanlar küçük bir azınlık. Bu nedenle Anti-Semitizme her yerde her zaman ve yüksek sesle "One minute" demek gerekiyor. |
||